ERMENİ KİLİSELERİ, DİNİ SİMALAR, BİR TARİKAT1. PİSKOPOSLUK BÖLGESİ (1854-1908) |
||
|
Başlangıçta Gürün'ün bir parçası sayılan Gürün-Mancılık bölgesi ayrı bir dini önderlik bölgesi olarak Yozgat'tan
ayrıldığında, Ankara ve Yozgat dini önderlikleri arasında sorun olan Çorum kazasının sınırlarını tayin etmek için
belirgin bir sınır çizildi. Diğer yandan, bugün Gürün'ün bir parçası olan Gemerek, 20 köyüyle geçen yüzyılın ortalarından
önce Yozgat dini önderlik bölgesinin bir parçasıydı. Kefsizyan Katolikos onları Gürün dini önderliğiyle birleştirdi,
ancak daha sonra Yozgat dini önderliğine geri vermek zorunda kaldı, 1890'da tekrar Gürün'le birleştirildi.
2. GÜRÜN'ÜN KİLİSELERİ VE DİN ADAMLARI HAKKINDA ANILARGürün kiliselerinin tarihine ve dinadamlarının hayatına adanmış, büyük zorluklarla, yazılı olmayan açıklamalardan ve anlatımlardan derlediğimiz bu anılar doğal olarak konunun kapsamlı bir incelemesi değildir. Kesin kanıtlarla kaynakları sunma imkân ve şartlarına sahip değiliz, ancak umuyoruz ki, bunlar tarihi bazı gerçeklere bağlı bazı kısımlara sahip olacaktır.MERYEM ANA KİLİSESİ: Gürün'lü gregoryen ermenilerin ilk ibadet yeri, Meryem Ana kilisesinin yerinde bulunan yeraltı oyuğu gibi karanlık bir yer olmuştur. Burada uzun süre gizli kilise ayinleri yapıldıktan sonra, kilise inşası için Padişah fermanı çıkartılarak, bir çok zorlukla karşılaşıldıktan sonra günümüzde bildiğimiz ve Meryem Ana adını taşıyan kiliseyi inşa etmişlerdir. Çünkü yerel müslüman nüfus ermenilere mahsus böyle büyük bir bina görmek veya çan seslerini işitmek(o zaman sadece ahşap bir çan vardı) istemiyordu. Kilisenin inşası bir çok kereler yasaklandı: bu engellemeler arasında en önemli iki olay, bize komşu ve vatandaş müslümanların düşünce tarzını daha iyi tanımak açısından anılmaya değer. Yerel fanatik türkler müftüden fetva çıkartırlar, burada ermenilerin kiliseyi kireçle inşa ettikleri ve kirecin şehrin çevresinden eşek sırtında ve yırtık torbalarla getirilmesi sırasında yola döküldüğü ve o kilisenin inşaatına mahsus, kirli sayılan kireç müslümanların terliklerine dokunarak namaz kılma haklarından mahrum kaldıklarını iddia eder, bu yüzden inşaatın yasaklanmasını talep ederler. Bu engeli kaldırmak için, ermeniler tarafından bir delegeler grubu Yozgat Çapanoğlu'na başvurmaya hazırlanır. Yerel müslümanlar onların kentten ayrılmalarına engel olmak isterler. Güzegâh üzerinde bulunan, o zamanki akıncı Avşar boyuna haber iletir, bu topluluğun büyük bir hazineyi başka bir yere naklettiğini söylerler. Avşarlar, bu tahmini zenginliği çalma düşüncesiyle, Boran Deresi denilen çerkezlerin yaşadığı köyün yakınlarında delegeler grubuyla çatışmaya girerler. 48 saat süren karşılıklı ateş sonucunda, avşarların cephanesi biter ve iki kayıpla çatışma yerini terkederler. Delegasyon Yozgat'a ulaşarak, hediyelerini yerli ermenilerin aracılığı ve korumasıyla Çapanoğlu'na sunar, sorunu anlatır ve yardım sözü alarak geri döner. Bu olaydan bir süre sonra, Çapanoğlu tarafından Gürün'ün önde gelen müslümanlarından sekiz kişi Yozgat'a mahkemeye çağırılır. Dava fazla sorup soruşturmadan, şu şekilde başlar: - "Yüce Padişah müslüman mıdır?", diye sorar Çapanoğlu, "Şeyhülislam, Dahiliye Nazırı, Vali müslüman mı ve ben müslüman mıyım?". - "Haşa, efendim, haşa" diye cevap verir türk önderler. - "O zaman" der Çapanoğlu, "Yüce Padişahın ve onun nazırlarının kanunları başkentte yüzlerce kilisenin varlığıyla ihlâl edilmiyor, aynı şekilde Galatya valisi tarafından kendi yaşadığı yerde kilise bulunması uygun görülmüş. Ben, kendim de Yozgat'ta kilise yapımına izin verdim ve kilise yaptırdım. Çok mutluyum ki, siz daha dikkatli müslümanlar olarak kilise inşaatını yasaklamışsınız. Dava sonuçlanmıştır." diyerek onları bir odaya kapatır ve odanın zeminine su döktürür. Aynı gece onlardan dördü soğuktan donar. Diğer dördü yarı ölü bir biçimde dışarı çıkarlar ve Gürün'e geri dönerler. Bu hadiseden sonra, ermeniler kilise inşaatına yeniden başlarlar ve bir süre kimse onlara engel olmaya cesaret edemez. İnşaat henüz bitmeden, yeni bir engel daha çıkar. Bu defa da Piranyan Mıgırdiç, diğer adıyla Deli Mıgri başkanlığındaki bir heyet Sıvas'a başvurur, burada kendi sunduğu hediyelerle olay içten içe halledilir. Ancak Piranyan resmi olarak Sıvas valisinin huzuruna çıkmak ister ve bu isteği reddedildiğinde, hükümet binasının avlusunda bağırıp çağırmaya başlar: - Paşa, paşa, davarım çoğaldı, ağıl isterim! Bu gürültü üzerine, Paşa onu yanına çağırır ve sorunu inceleyip, anladıktan sonra, kilise yapımına izin verir. Böylece yarıda kalan kilise inşaatı sona erer. Meryem Ana kilisesi şehrin merkezinde, türklerin Ulu Camii yakınında, kuzey doğu kısmında bulunurdu. Yapım tarihinin yaklaşık 1810-1815 olduğu sanılır. Yüksek kemerlerle kaplı, tamamen taş bir binaydı. Kubbesi yoktu. Bulunduğu mevki alçak olduğundan dış görünüşü gösterişsizdi. Kuzeyden bir tepeyle çevrilmişti, ki bunun devamına bitişik tarihi Kale bulunurdu. Doğudan Sıvas'a giden yol, kısmen Sazin Boğazı denilen vadi ve türk mahalleleri, batıdan yeni yapılmış piskoposluk binası ve ermeni okulu, kiliseye ait dükkanlar ve iki, üç katlı otel binalarıyla çevrilmişti. Güneyde ise kilisenin dış avlusunun biri büyük, diğeri küçük demir kapıları ve pazar bulunurdu. Kilisenin ve bitişiğindeki cemaate ait binaların yüzölçümü yaklaşık 5000 metrekare idi. Kilise, içinde yönetim kurulu ve çalışanlara tahsis edilmiş bölümler bulunan, geniş bir dış avluya sahipti. Birçok mezartaşı ve anıt da vardı. Arka kısım, iç kısımlardan duvarlarla ayrılmış özel bir mezarlığa sahipti. Kilisenin giriş kapısı batı kısmında bulunuyordu. Bizim zamanımızda çan kulesi yoktu, sadece basit demirden bir çana sahipti. Kilisenin iç kısmı üç büyük horana(sunak masasına) sahipti. Bunlar, Meryem Ana, İsa'nın dirilişi ve çarmıha geriliş resimleri, gümüş şamdanlıklar, gümüş ve altın kaplı İnciller, değerli örtüler ve meşalelerle süslenmişti. Koro bölümünün sağ tarafında kubbeli piskopos koltuğu vardı, sol tarafında ise rahiplik koltuğu ve papazlar için belirlenmiş yerler. Horanın boydan boya uzunluğunun temelini oluşturan taşların üzerinde kare çerçeveler içerisinde on iki havarilerin yağlı boya resimleri yerleştirilmişti, bunların büyük bir kısmı, eski olmasına rağmen, iyi durumdaydı. Büyük horanın kemerinin sağ ve sol tarafında Noel'de ve İsa'nın Dirilişi'nde İncil okunması için iki kürsü bulunuyordu. Güzel ve sanatsal incelikle yapılmış mermerden vaftiz havuzunun bulunduğu ayin yeri, kilisenin sağ tarafında inşa edilmişti. Yüksek bir horana ve din adamlarının giysi değiştirmesi için bir perdeye sahipti. Halka ayrılan yerin zemini halı ya da kilimle örtülüydü, herkesin duracağı belli bir yer vardı. Oturmak için de küçük bir yastık bulunur, kiliseye girerken ayakkabılar çıkarılırdı. Sağ ve sol taraflarda duvar boyunca, koro mevkiinden iç avluya kadar, ayakkabılar için ahşap özel bir yer yapılmıştı. Kadınlara mahsus, dış avlunun sağ ve sol taraflarına açılan iki kapılı bir üst kat vardı. Bu kapılardan girerek üst kata gitmek için duvara yapışık taş merdivenlerden yukarı çıkarlardı. Gürün kiliseleri arasında, Meryem Ana kilisesi iç görünümü itibarıyla en fazla süslemeli ve görkemli olanıydı. Yaklaşık 3-5 ayak büyüklüğünde üç tane haça sahipti. Antika değerinde ve paha biçilmez tarihi değere sahip çok sayıda gümüş kandil, gümüşle kaplı değerli İncil bulunuyordu. Ayrıca parşömen bir İncil de vardı. Altın ve gümüşle örülmüş papaz giysileri ise elişi eserlerden oluşuyorlardı ve antika olarak hepsinden daha önemliydiler. Üzerlerine değerli taşlar yapıştırılmış altın kaplama taçlar vardı. Bu süs eşyaları genelde önemli dini bayram günlerinde veya katolikos ziyaretleri sırasında büyük bir itinayla kullanılırlardı. Kilisenin ortasına asılmış büyük meşale saf gümüşten yapılmış 12 ejderhadan oluşuyor ve herbirinin başında mum yanıyordu. Sağ ve sol horanların önlerinde şu veya bu hayırsever cemaat mensubu tarafından bağışlanan başka iki küçük meşale daha vardı. Kilise, büyük bir kısmı Tokat'lı bir ressama ait olan yağlıboya tablolara sahipti. Anlatılanlara göre zamanında değeri bilinmeyen bir çok kıymetli tabloyu kutsal eşyalar olduklarından çeşitli durumlarda ayaklar altında çiğnenmelerini önlemek için eskimiş değersiz eşyalar olarak çoğu zaman ölen papazların tabutlarına koymuşlar. Meryem Ana kilisesi mülk ve gelir açısından da zengindi. Salıcı Mahdesi Hagop milletvekili olunca, kilisenin çevresinde bulunan enkaz halindeki evleri ve dükkanları satın almayı ve onları onararak değerlendirmeyi başarmış, Hasbağ mahallesinin ırmak kenarındaki bölgesinden de kilise için geniş tarlalar satın almıştır. Anlatılanlara göre kilisenin fazla gümüş ve altın eşyaları, haçları, asaları ve taşları piskoposun tavsiyesiyle, yönetim kurulunun o dönemdeki mali yetkilisi aracılığıyla Halep'e götürülmüş, satılmış ve elde edilen para mülk alımına tahsis edilmiştir. Meryem Ana kilisesinin papazları şunlardı: Krikor Cığılyan, kıdemli papaz Garabet Maraşlıyan, Mıgırdiç Gençoğluyan(asıl soyadı Topalyan) Hımayak Cemcemyan(Ferman mahallesinden, piskopos Ğevont Şişmanyan tarafından Der Karekinle birlikte kendisi de papazlık mertebesine yükseltilmiştir). Der Karekin eğitimliydi, fakat sesi olmadığından halk tarafından sevilmemiştir. İstanbul Patrikhanesi kendisini İstanbul taraflarında göreve çağırmıştır. Papaz Tanyel Der Aprahamyan hakkında anlatılanlara göre, 1895 katliamlarında kürtler kendisini çembere alıp kurşun üzerine kurşun sıkmalarına rağmen ölmemiş ve sonunda Keten Çayır'ın başında Topallar'ın duvarının dibinde, ırmağın kenarında ölmüştür. Papaz Sahag Yakupyan(Zeytunlu), papaz Antre Manugyan, papaz İknadiyos Panyan(söylenenlere göre her bir söz karşılığında anlatacak hazır bir fıkrası olan rahip Manuk'un oğlu). AZİZ KURTARICI(SURP PIRGİÇ) KİLİSESİ: Sahsor kilisesinin eski inşa tarihi 1847 olarak geçer. Eski bina ahşap ve gösterişsizdi. Yenisinin yapımı yaklaşık 1882-1885 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Kiliseye Aziz Kurtarıcı adı verilmiştir. Kilise taş bir binaydı. Yeni Ahdi kaleme alan dört havarinin adını taşıyan dört büyük mermer sütun üzerinde yükselen kemerler üstünde oniki pencereli büyük bir kubbe duruyordu, üzerinde de ahşap bir haç vardı. Binanın dış görünümü ihtişamlı ve etkileyiciydi. Büyük duvarlarla çevrili geniş bir dış avluya sahipti. Coğrafya dersimizde, bize Sahsor kilise binasının tam doğuya bakacağına, biraz güney-doğu yönüne baktığını anlatmışlardı. Kilise çevresinde bulunan binalar ve evler: doğu istikametinde erkek ve kız okulları, batıda Veziryanlar'ın ve başkalarının evleri ve bahçeleri, kuzeyde Böcikyanlar'ın, güneyde ise Arboyan Stepan Ağa'nın evleri ve bahçeleriydi. Gürün'ün her bölgesinden ermeniler bu kilisenin inşaatına katılmışlardır. Çocuklardan tutun da yaşlılara kadar herkes durmadan uzun süre çalışarak taş, toprak, su ve yapı malzemeleri taşımışlardır. Hatta anlatılanlara göre alevi ve kürt grupların mensupları, kendi bazı inançlarını yerine getirmek için kilisenin inşasına yardım etmek amacıyla taş taşımışlardır. Kilise sütunlarının taşlarını Karacaören'den getirmişlerdir. Hatta büyük bir taşı taşıma konusunda mahalleler arasında bir olay yaşanmıştır. "Taşı bizim mahalleliler mi götürecek, yoksa sizin mahalleliler mi götürecek" diye tartışarak, sonunda, Yaştepe'liler taşı taşımışlardır. Dıştaki kilise girişi sonradan, Arabyan Bedros Ağa tarafından yaptırılmıştır. Kendisi de orada, kilise girişinin sağ tarafına gömülmüştür. Oraya konulmuş mezar taşının üzerinde kendisini hatırlatan bir yazı vardı. Kilise giriş kapısının sol tarafında papaz Kasbar Zadigyan'ın mezarı bulunuyordu, üstünde yazısız mermer bir taş vardı. Dış avlunun içinde başka birkaç mezar taşı daha vardı. Yönetim kuruluna ve çalışanlara ayrılmış odalarıyla misafirhane olarak kullanılan bir bina vardı. Bu bina 1913-1914 yıllarında kız okulu olmuştu. Sahsor kilisesinin iç bölümleri, döşemesi ve süsleri çok gösterişli ve parlaktı. Kilise aydınlıktı. Pazar ayini sırasında kubbeden ve diğer pencerelerden içeri yansıyan güneş ışınları, hoş kokulu günlüğün duman bulutlarıyla karışıp tanrısal mucizevi bir görüntünün, bir rüyanın güzelliğini ruhlarımıza vererek, ışıldayan meşalelerin parlak kıvılcımlarını etrafa saçarlardı. Kadınlar için bir yukarı kat ve iç kapının her iki tarafında erkeklerinkinden ayrılmış özel yerler vardı. İki vestiyer bulunuyordu; biri giysi saklanan oda olarak kullanılır ve kapalı kalırdı, diğeri ise elbise değiştirmek ve vaftiz için kullanılırdı. Bir havuz ve küçük bir sahna(horana) sahipti. Çan dış kapının üzerindeydi ve ahşap dayanaklarla sağlamlaştırılmıştı. Kilisenin dış avlusu okul öğrencilerinin girip çıkmak için kullandığı iki kanatlı büyük bir kapıya sahipti. Kudüs'e ya da başka bir yere hacı olmaya gidenlerin dönüşlerinde gümüş eşyalar, meşaleler getirerek kiliseye hediye etmeleri bir alışkanlık halini almıştı. Sahsor kilisesi bizim zamanımızda uygun süsler, örtüler ve giysi takımlarıyla zenginleşmişti. Sahsor kilisesi maddi yönden hem eski zamanlarda, hem de son dönemde kendi kendine yetiyordu. Görev yapan papazlar şunlardı: Sahsor kilisesi kendi döneminde inşa edilen Kasbar Zadigyan, Pano adında soyadı meçhul bir papaz, Onisimos Harzvartyan, Mesrob Afaryan, Antreas Hoyan Hoca(Karatepe mahallesinden), Hesu Vartabedyan. Der(Peder) Hesu sivil olduğu dönemde Aramyan okulunda öğretmendi, sonra Sahsor okuluna müdür olmuştur. Sıvas'ta peder Onisimos tarafından papazlık mertebesine yükseltilmiştir. ÖREN AZİZ KEVORK KİLİSESİ: Ören'in eski kilisesi ahşaptı. 1895 olaylarında, türkler başka bir çok şeyin yanında onu da ateşe vermişlerdir. Katliamdan sonra 1907-8 tarihlerinde yenisi inşa edilmiştir. Duvarcısı Hovhannes Panyan usta olmuştur. Örenliler ustaya Sahsor'dan Ören'e kadar 7-8 mil yol yürümemesi amacıyla ulaşım için bir eşek vermeyi teklif etmişler. Hovhannes usta bunu reddedip, kilisenin yapımı bitene kadar yürüyerek gidip gelmek istediğini devamlı vurgulayarak, işine inançlı bir insanın gayretiyle devam etmiştir. Doğu ermenisi bir papazımız olmuştur. Ayrıca papaz Krikor Kiziryan ve başkaları da görev yapmışlardır. ŞUĞUL KİLİSESİ: Konudan haberdar insanlardan edindiğimiz bilgilere göre, Şuğul mahallesinin eski kilisesi bir depremde yıkılmıştır. 1875'te tekrar inşa edilmiştir. Başlıca inşaatçılar: Sahsor mahallesinden duvarcı Kapriyelyanlar, Ören mahallesinden keresteci Kargayanlar olmuştur. Şuğul mahallesi sakinleri kilisenin kutsanması ve açılışına geniş bir şekilde hediyelerle ve yardımlarla katılmışlardır. Ağa Tercan Tercanyan da aynı şekilde yardım kampanyasına cömertçe katılmıştır. Bu ikinci yapı da 1895 katliamı ve olayları sırasında tahrip edilmiş olmalı ki, bizim zamanımızda, 1913-1914'te, yeni bir kilisenin inşasına başlanmıştı. Kilisenin yapımı tamamlanana kadar ayinleri küçük bir odada yaparlardı. Yeni kilise henüz yeni tamamlanmıştı ki, göç ve sürgün üste geldiler. Ermeni milleti, iman gücü ve büyük çabalarla inşa ettiği kilisenin içinde daha duasını edemeden, onun kubbelerinden jandarmaların seslerini duydu ve o ses kulaklarında çınlarken, bir daha dönüşü olmayacak bir şekilde o kadar ter döktüğü evinden, kilisesinden ve kendi topraklarından ayrıldı. Şuğul kilisesinin papazları şunlardı: Bedros Bedrosyan, Şişmanyan piskoposun dini önderliği döneminde hem vaiz hem de papazlık görevi yapan rahip Vağinak. Rahip Vağinak Sisagyan(İstanbul çevresinden olduğu sanılır) dini önder piskopos Ğevont Şişmanyan'la birlikte Gürün'e gelmiştir. Gürün'de bulunuşunun ikinci yılında Meryem Ana kilisesinde rahiplik mertebesine yükseltilmiştir. 1888-89 yılları civarında dini önderle Gürün'den Harput'a, oradan da Erzurum'a gitmiştir. Sonunda Eçmiyazin katolikosunun emriyle 1897'de Amerika'ya hareket etmiş ve Providence şehri dini önderi ünvanını almıştır. İki yıl görev yaptıktan sonra, kısa süren bir hastalık neticesinde, 1899 Haziran 14'te vefat etmiştir. 1914 döneminde de aynı şekilde, dini önder başpiskopos Horen Timaksyan tarafından yeni papazlık mertebesine yükseltilmiş papaz Krikoris daha göreve yeni başlamıştı ki, kısa bir süre sonra tehcir, soygun ve cinayetler başladı. ERMENİ KATOLİK KİLİSESİ: Gürün'deki katolik cemaatin iki kilisesi vardı. Meryem Ana kilisesi Sağ'da, diğeri ise Aşağı Şuğul mahallesinde bulunuyordu. Bu kiliselerin inşa tarihleri aynı derecede eskidir. Onların din adamları genelde bilgili olmuşlardır. Gürün'ün katolik Hürmüzyan ailesine mensup Hürmüzyan adında meşhur bir rahibin adı geçer. Cemaat İstanbul patrikhanesine bağlıydı. Gürün'deki katolik cemaati orta halli ve zenginlerden oluşurdu, buna orantılı olarak kiliseleri de mali açıdan genelde iyi durumdaydılar. Bazı önemsiz tartışmalar dışında, gregoryenlerle iyi ilişkileri olmuştur. Anlatılanlara göre, önemli yortularda gregoryen koro üyeleri onların kilisesine ayinlere katılmaya giderlermiş. Gürün'de görev yapmış rahipler şunlardır: rahip Atanas, katolik rahip sıfatıyla bir süre görev yapmış olan papaz Avedik Hıngigyan. Bizim zamanımızda rahip Ğevont Kekevyan ve rahip Sahag Şahlamyan vardı, onlar göç öncesi diğer birçok kişiyle beraber, diğer birçoğu gibi vahşice şehit edildiler. PROTESTANLAR: Bizim edindiğimiz bilgilere göre protestanlık, 1874-1875 tarihlerinde bölgeye korkunç bir soğuk ve genel açlık hükmederken, bu zorluklardan faydalanarak yardımda bulunma yoluyla çoğu kişiyi protestan yapan amerikalı misyonerler tarafından Gürün'e sokulmuştur. Protestanlık Şuğul mahallesinden başlayarak Gürün'e yerleşmeye başlamıştır. Gürün'de onların yayılmasına Minasyan'ın (rahip Topal) yardım ettiği söylenir. Genelde protestan vaizler dışarıdan gelmiş ve dışarıdan yönetilmişlerdir. Gürün'ün başlıca protestan papazı Mardiros Beşgötüryan(Harput'lu) olmuştur. Diğer papazlar şunlardı: Kevork Demirciyan (Harput'lu), Bedros Muğalyan(Aşot'lu), Krikor Hantamur (Divriği'li). Anlatılanlara göre 70'li yıllarda Krikor Hantamuryan'ın evi yegâne protestan eviymiş. Oğlu, eczacı Setrag'ın kelime dağarcığı son derece genişmiş ve kendisine ayaklı sözlük lakabı takılmıştı. Aynı şekilde ingilizce diline de vakıfmış. Günümüzde iki Hantamuryan kardeş vardır, bunlar Krikor'un torunlarıdır. Protestanların maddi durumu önceleri çok kötü olmuş, ancak daha sonra protestanlığı kabul eden zengin aileler ve amerikan misyonerlerinin devamlı yardımları sayesinde gittikçe düzelmiştir. Bu şekilde, Şuğul bölgesinde kilise yönetim kurulu seçimlerinde, Şuğul'un zengin ailelerinden Katmeryan ve Tumacıyan aileleri birbirlerine muhalif konumlardayken, seçim mücadelesi sırasında protestanlığı kabul etmişlerdir. İlk protestan kilisesi Şuğul mahallesinde inşa edilmiştir. Daha sonra Karatepe ve Hasbağ mahalleleri de kendi protestan kiliselerine kavuşmuşlardır. Başlangıç döneminde ne protestanlar ne de katolikler Türk hükümeti tarafından itibar görmezlerdi, ancak daha sonra onlar da ermeni gregoryenler gibi yetkili makamlar nezdinde kendi temsilcilerine sahip oldular. Her cemaatin kendi siyasi meclisi vardı. Gregoryenler kendi siyasi meclislerini Milli Anayasa Kuralları'na göre yönetirlerken, protestanlar ve katolikler dış güdümle, dış kanunlarla yönetiliyorlardı. PİSKOPOSLUK: Gürün'ün piskoposluk merkezi önceleri, 1870-1880 tarihlerinde, Mancılık köyünün Aziz Toros manastırı olmuştur. İlk dini önder piskopos Zakarya olmuş, uzun süre görev yapmıştır. Aslen Gemerekli olup cahil birisiymiş ve Mancılık'ta yaşarmış. O dönemin kürt ve türk önde gelenleriyle olan yakın ilişkileri sayesinde rahip olmayı başarmış ve sonra Sis'te piskoposlık mertebesine yükselmiştir. Stepanos Ağcabegyan (Zeytun'lu) adında bir rahibimiz olmuştur. O da Mancılık'a dini önder olarak yerleşmiştir. Bilgisiz fakat cesur bir önder-insan olmuştur. Ondan sonraki dini önderler rahip Vartan, Yedibele adında bir rahip ve rahip Mateos'tur. Piskoposluk merkezi Piskopos Ğevont Şişmanyan döneminde, 1880-1882 tarihlerinde, Gürün'e aktarılmıştır. Ğevont bilgili, olağanüstü yeteneklere sahip bir din adamıydı. 1874'te, karısının ölümünden sonra Armaş'ta Horen Piskopos tarafından rahiplik mertebesine yükseltildi. 1876'da Bilecik dini önderliğine seçilerek 4 yıl sonra piskoposluk mertebesine yükseltildi. Taşrayla ilgili ve milli sorunlar müfettişi sıfatıyla Yozgat, Gürün ve Mıgırdiç Katolikos'un "Berati" hadisesi vesilesiyle Sis'i ziyaret etti. 1886 tarihinde Harput dini önderliği görevine getirildi ve 1889 tarihinde şehirdeki kilisenin avlusunda çıkan ve 50 ermeninin öldürüldüğü ilk olay sebebiyle Patrik Aşıkyan'ın emriyle Erzurum'a gönderildi. Her iki taraftan da tahrik olmuş ermeni ve türk unsurları sakinleştirerek barışı tesis etmeyi başardı ve 6 yıl boyunca, geniş Erzurum bölgesinin dini işlerini ustalıkla yürüttü. Gladstone'a gönderdiği ve Avrupa gazetelerinde büyük gürültü koparan, içinde Sasun katliamından sonra vuku bulan soygunların anlatıldığı ve telafisinin rica edildiği telgrafı anılmaya değerdir. Aynı şekilde, bu vesileyle Tan'da yayımlanan makaleleri önemlidir. 1895'te Anadolu genel müfettişi Şakir Paşa Erzurum'a ulaştığında Ğevont Piskopos kendisini karşılamaya gitmediğinden, kışkırtıcı olmakla ve Avrupalı çevrelerle, özellikle de Ermeni davasını savunmak için kendilerine karşı hiçbir fedakarlıktan çekinmediği Times ve Daily Telegraph muhabirleri Dr. Emil Dillon ve B. Scootamor ile gizli ilişki kurmakla suçlandı. Ondan sonra şehirde feci bir katliam vuku buldu(15 Ekim 1905). Erzurum makamları şehrin etkili ermenilerini davet ederek onlardan bir açıklama talep ettiler ve baskı altında, onlardan dini önderin ermenileri kışkırttığına dair imza aldılar. Toplantıya katılan ermeniler tahriklerin son bulması için Şişmanyan'ı istifaya ve İstanbul'a dönmeye zorladılar. O bunu reddetti ve görevinin başında kaldı. Şişmanyan iki ay sonra, 18 Aralık 1905'te, Abdülhamit'in iradesiyle Erzurum taraflarının en şiddetli kış mevsiminde, 100 atlı zaptiye gözetiminde Kudüs'e sürgüne gönderilmek üzere İstanbul'a götürüldü. 8 gün İstanbul'da alıkonuldu. İngiliz büyükelçiliği tercümanı ve B. Scootamor kendisiyle görüştüler. Kudüs'e ulaştığında, kendisinin her türlü ilişkiden uzak tutulması emredildiğinden doğrudan Beytüllahim'e götürüldü, ancak 4 ay sonra, Patrik Harutyun'un girişimiyle Aziz Yakup manastırı'na nakledildi. 2 ay sonra İzmirliyan Piskopos sürgün edildi. Kudüs'te geçirdiği 9 yıllık sürgün hayatı boyunca, Şişmanyan Piskopos Jarankavoras okulunda dersler vererek ve son yıllarında da Kudüs takviminin editörlüğünü üstlenerek kendi şahsını faydalı kılmak için her zaman gayret sarfetmiştir. Eski ve yeni ermenice dışında türkçe ve fransızca dillerine de vakıftı. Edebi çalışmaları olmuştur, ermenice ve fransızca dilbilgisi ders kitapları, "Ara Keğesig" isimli yayımlanmamış klasik ermenice tarihi bir şiiri vardır. Kudüs'te ise "Sürgün Hayatım" isimli kalın bir kitap yazmış, bunun baskısına Kahire'de başlanmışsa da gizli eller aracılığıyla el yazmalarından bir kısmı ortadan kaybolmuş ve o kadar ilginç ve uzun bir çalışmanın yayımlanması, acımasızca başarısızlığa mahkûm edilmiştir. Fakat bir kısmı hala saklıdır. "Ermeni evladı" takma adıyla yazdığı, "Vatan Şarkıları" isimli 60 kadar vatanseverlik şiiri barındıran bir kitabı da bulunur. Gayretli ve fedakâr din adamının göz hapsinde yaşadığı son senelerde keder ve sürgün çilesi onun üzerinde etkisini gittikçe hissettirmeye başlamıştı, bu sırada "Vatan Şarkıları"'nın yayımlandığını duyan yerel vali, kendisine ağır itham altında bulunduğunu bildirdi. Sonuç feci oldu ve hasta haliyle ruhsal bir bunalım içindeyken, 11 Aralık 1910'da Kudüs'te vefat etti. Şişmanyan Piskopos, okulların gelişmesine büyük ölçüde yardımcı olmuş aynı zamanda da ciddi bir biçimde siyasi ve eğitim toplantıları düzenlemiştir. Gürün'ün milli tarihi içerisinde en etkin simalardan birisi olarak kalır. Ciddi rakipleri de olmuş ve yankıları İstanbul Patrikhanesi'ne varan tartışmalara katılmıştır. Sahsor mahallesinden papaz Kasbar Zadigyan dini önderlik görevini vekaleten yürütmüştür. Der(Peder) Kasbar'ın, yiğitliği ve cesaretiyle hükümet çevrelerinin olduğu gibi beylerin ve ağaların (türk, avşar, çerkez) üzerinde de etkisi olmuştur. Anlatılanlara göre Der Kasbar'dan sonra Piskopos Apraham Mamigonyan adında bir dini önderimiz daha olmuştur. Mamigonyan Piskopos da iri yapılı ve yakışıklı bir din adamı, aynı zamanda da yetenekli bir vaizdi. Halk hikayelerini kullanarak da ün salmıştır. İki kere Gürün'e gelmiştir. Son ziyareti sırasında ölerek Gürün'de defnedilmiştir. Papaz Mesrob Afaryan dini önder vekili olmuştur. Adana katliamı sırasında, Gürün de aynı katliama tabi tutulacağı sırada, Der Mesrob ermeni milletinin iradesini ve direniş gücünü hükümet büyüklerine dayatarak felaketi önlemede büyük bir rol oynamıştır. Kilikya Katolikosu Sahag Habayan'ın Gürün'ü ziyareti de bu dönemde yetkili makamlar üzerinde belli ölçüde etkili olmuştur. Papaz Hesu Vartabedyan da dini önderlik görevini vekaleten yürütmüştür. Der Hesu bizim en yetenekli ve bilgili papazlarımızdandı. Onun görev süresi boyunca siyasi açıdan sükûnet hüküm sürdüğünden milli, eğitsel ve iktisadi alanlarda verimli bir gelişme dönemi yaşandı. 1913'te Gürün'e dini önder olarak Piskopos Horen Timaksyan(Gürün'lü) geldi. Bilgili, yetenekli, yumuşak huylu bir din adamıydı. Piskopos Timaksyan, uzun süre boş kalan Gürün dini önderlik makamının sorumluluklarını üstlenerek, hemen milli ve eğitsel işlerin düzene sokulması için girişimlerde bulundu. Ciddi organizasyon çalışmalarına koyuldu. Birkaç kişiyi papazlık mertebesine yükselterek kiliseyi herkes için bir kültür ocağına dönüştürdü. 1914'te insanların silah altına alındığı dönemde bile ortaya çıkan boşlukları doldurmak amacıyla Gürün'deki dört kilise için diyakoslar(papaz çömezleri) ve koro elemanları hazırladı. O günleri hatırlıyorum. Benim okul arkadaşlarımdan bir kaçı da koroya katılmıştı. Heyecan büyüktü... günden güne hem dini, hem eğitsel, hem de milli alanlarda büyük ilerlemeler kaydediliyordu. Horen Piskopos bir yeniden doğuşun havarisiydi. 1915 her türlü planı, insani yaratıcılık gayretini kan ve soygun içine gömdü. 4. GÜRÜN'DE DİNİ BİR TARİKAT: "TANRI'YA DOĞRU"Kendisine "İstanbul'lu Hagop kardeş" derlerdi. Mesleği ayakkabıcılıktı ve Sıvas'ta yaşardı. Eğitimli ve İncil'e vakıf bir insandı. Evli değildi. Din ve dinbilimcilik üzerine yaptığı araştırmalara kendisini o derece adamıştı ki, bir gün işinden ve dünyevi hayattan tamamen çekildi, varını yoğunu satarak, bir İncil satın aldı ve kendisine konu olarak "hayatın ve malın değeri hiçtir, kendimizi Tanrı'ya adamalıyız" cümlesini seçerek şehir şehir dolaşıp İncil hakkında vaazlar vermeye başladı.Bu şekilde, Tokat, Zile, Amasya, Merzifon, Sıvas ve diğer birçok ilde "Tanrı'ya doğru" vaazlarıyla, birçok müridi oldu ve birlikte "Tanrı'ya doğru kardeşlik" akımını kurdular. Gürün de o "kardeşlik"'ten nasibini aldı. Hagop kardeşin vaazları ve dua toplantıları neticesiz kalmadı. Burada da o soyut fikirlere kapılan birçok müridi oldu. Bu kardeşlik kısa süre içerisinde, Gürün'ün hemen hemen bütün mahallelerinde kendi toplantı yerlerine kavuştu. Bu şekilde, Hasbağ Mahallesinde Sıvas'lı Kazancı Garo'nun evinde, Karatepe'de Hoslar'dan Hampar'ın evinde, Yaştepe'de Berber Muğbul'un, Ören'de Ğasplar'ın evinde ve Şuğul'un her iki mahallesinde ise Topallar'ın evinde uzun bir süre, Pazar günleri toplanarak şarkılar söyler ve dua ederlerdi. "Kardeşlik" hareketine yaşlı insanlardan başka, genç, bekâr delikanlılar ve kızlar da katıldılar. Hagop kardeş Gürün yakınlarındaki Darende ve Aşot köylerinde de Türkler tarafından "Hiluli Milleti" adı verilen bu "Tanrı'ya Doğru Kardeşlik" hareketini organize etmişti. Şaşırtıcı olan, hükümetin bu serbest toplantılara göz yummasıydı. Kısa sürede bu tanrısal "kardeşliğin" faydaları gitgide su yüzüne çıkmaya başladı. "Bu yalan dünyada ne var ki, herşey boş, o zaman kendimizi ruhen ve bedenen Tanrı'ya adamalıyız" diyen tarikat mensuplarından çoğu işlerini bıraktılar, bazıları nişanlılarını bıraktı ve birçoğu da ailelerini terketti. Bu tarihlerde Gürün'ün dini önderi piskopos Ğevont Şişmanyan'dı. Vağinag adında da, Şuğul kilisesine vaiz olarak yeni atanmış bir rahip vardı. Vağinag rahip Hagop kardeşle birçok kez görüşerek, kardeşlik hareketinin bu havarisine, birçok ailenin piskoposluğa başvurup kendi talihsizliklerinin sebebini açıklayarak şikayette bulunduğunu, olayların aşırı bir noktaya ulaşmadan vaazlarına bir son vermesini öğütledi. Ancak "kardeşlik" hareketi kendi toplantılarına devam etti. Bu defa dini önder piskopos, duayla birlikte çalışma hayatının da unutulmaması gerektiğini söyleyerek ayin vaazında bu kardeşlik fikrini sert bir dille eleştirdi. Bu tür toplantıları kesin bir şekilde yasakladı ve bu harekete son verilmesini emretti. "Kardeşlik" hareketi bu yasağı kaldırtmak için yüzden fazla imzayla bir rica mektubu hazırlayarak, Kazancı Garo, Çokgaryan Kapriyel Ağa, Sahag rahip ve Varto İnceyan aracılığıyla dini öndere sundu. Piskopos yazıyı okuduktan sonra şöyle dedi: "Sizin bu toplantılarınız halkımıza faydadan ziyade zarar vermektedir, hükümet ona siyasi bir sıfat verecek, sonra çoğunun işini kaybetmesine, maddi ve de manevi kayıplara yol açacaktır. Bundan dolayı bu şehrin dini sorumlusu olarak sizin bu faaliyetinizi kesinlikle yasaklıyorum". Bu sert ihtardan sonra, "kardeşlik" hareketi bir kaç kere gizli toplantılar düzenledi, ancak üyelerinin sayısı gittikçe azaldı ve sonunda hükümet tarafından takip edilmemek için lağvedildi. "Tanrı'ya Doğru Kardeşlik" hareketi geride biri diğerinden farklı iki felaket bırakarak son buldu. Birincisi: Tens... Ağa'nın kızkardeşinin evinde "kardeşlik" toplantısı yapıldığı sırada Ç... Sen onun kızına aşık oldu ve evlendiler. Halbuki Sen hepsinden daha temiz ve "dünyevi hayatın hiç bir değeri yok" diyenlerdendi. İkincisi de: "kardeşlik" hareketinin kusursuz bir inananı olan Kazancı Garo 15 gün oruç tutmaya karar verdi. Kendisi zaten zayıf bünyeli 25-30 yaşlarında bir delikanlıydı. 8-10 gün sonra hastalandı. Hiç bir öğüt fayda etmedi. Bir şey yemedi, 15 gün oruç tuttu, ancak zavallı delikanlı yatakta öldü. Dini önder piskoposun emriyle Meryem Ana Kilisesi'nin sahnının arkasındaki bahçeye gömüldü. 5. MERYEM ANA KİLİSESİ'NİN ÇANININ İMAL EDİLİŞİGürün'ün dört kilisesinin de önceleri ahşap daha sonraları demir çanları vardı. Meryem Ana Kilisesi'nin çanı en iyi olanıydı. Normal büyük bir çan almak istemişler ancak yerel hükümet temsilcileri bunu yasaklamıştı. Aynı şekilde kiliseyi kilim ve halılarla süslemek de yasaklanmıştı.Bezaz Harutyun Amira aracılığıyla kilisede hem çan hem de kilim bulundurma hakkı elde edilmişti. Kilim kullanımı zaten serbestti, çan ise şehirlerdeki türk büyüklerinin onayına bağlıydı. Sonunda Sıvas Meryem Ana Kilisesi için bir çan imal ettirmek amacıyla yerel dini önderlik tarafından Erzurum'lu bir dökümcü getirildi. Bu dökümcü Meryem Ana Kilisesi'ne çan imal etmek için Gürün'e de davet edildi. Türkler "Kilise bizim türk mahallelerine yakın ve çan sesleri bizi rahatsız eder"diyerek bir hayli engel çıkardılar. Fakat onların şikayetleri boşa gitti, çünkü cesur ve her zorluğa dayanan dini önderimiz Ğevont piskopos Şişmanyan onların söylediklerine önem vermedi. Dökümcü Gürün'e ulaştığında bütün madenler ve masraflar kilise tarafından karşılandı, ücret olarak da 10 altın alıp işe başladı. Gürün'deki bütün mahallelerin ermenileri çan imali için pirinç, bakır, gümüş ve altınla karışık madenler bağışladılar. Çanın kalıbı kilisenin avlusunda hazırlandı. Ermeni demir dökümcüler körüklerini dökümcü ustasının emrine verdiler, üflediler, madenleri erittiler ve sonunda çanı döktüler. Takılacak yeri de inşa ettiler. Büyük bir kalabalığın önünde çanı, çan kulesine benzeyen küçük ahşap bir köprüye astılar. Piskopos çanı takdis etti ve güçlü bir şekilde çalmaya başladı. Çanın etkili ve gizemli sesini duyan halk heyecanlanmıştı. Bir iki hafta sonra çanın sesi zayıf çıkmaya başladı. İpi çekmek ve onu çalmak için güçlü bir adama ihtiyaç olduğu söylendi. O zaman Karatepe mahallesinden Hoslar'ın Ğazar adında bir oğlu vardı. Ğazar 25-28 yaşlarında sağlam yapılı bir delikanlıydı. Olağanüstü dinamizmi yüzünden kendisine Hoslar'ın Deli Ğazar'ı adını verirlerdi. Çan çalmak için bu genci çağırdılar. Ğazar olanca gücüyle çanı çaldı, fakat daha henüz 5-10 dakika geçmemişti ki çan çatladı. Yazık oldu...yenisini yapmak gerekiyordu. Çatlamış çanı yerinden indirdiler. Erzurum'lu çan ustası henüz Gürün'deydi. Bedesten'de bir odası vardı ve orada yaşardı. O eski dönemlerde Bedesten Takel Ağa'ya aitti. Şarap tüccarı olan Sıvaslı (kör) Nşan da oradaydı. Dökümcü çok içerdi ve kör Nşan'ın şarap tüccarı olmasından yararlanırdı. O kadar çok içerdi ki akşam zorlukla yatağına gider, sabah ise yeniden başladığı çan yapımını bitirmesi için zorlukla işe getirirlerdi. Bir sabah odacıbaşı Garayens Sekgo Emmi Erzurumlu'yu çağırmaya gider, kapıyı kapalı bulur, şüphelenir ve yetkili makamlara haber verir. İsmail çavuş yanında bir zaptiyeyle gelir. Kapıyı açarak dökümcünün midesi patlamış bir durumda öldüğünü görürler. Doktor Abdalyan'a haber verirler. Doktor gelinceye kadar Bedesten ermeni ve türk kalabalıkla dolar. Doktor Abdalyan ve Krikor bey dökümcüyü muayene ederek aşırı içmekten öldüğünü teyid ederler. Erzurum'lu çan ustası kilise tarafından gömüldü. Çan işi yarım kaldı. Bitirilmesi gerekiyordu. İyi ki Gürün'lü ermenilerin kendi öz, usta zanaatçıları vardı. Hampar Magaryan vardı ki meşhur silahçı, makinacı, işinin ehli ve yetenekli bir zanaatçıydı. O kilisenin çanını kendi eliyle bitirmek için işe koyuldu. Kalıbı tamamladı, demircileri çağırdı. Onlar da körüklerini getirdiler, üflediler, kırılan çanı erittiler, daha fazla metal karıştırdılar ve daha sağlam ve daha güçlü sesi olan yeni çanı imal ettiler. Böylece Gürün kilisesinin çanını, Gürünlü'nün kendisi imal etti. 6. DİNİ BİLGİLER HAKKINDA BİR TARTIŞMAGürün'de müslüman ve hristiyan bir nüfus vardı. Müslümanların sayısı azdı. Hristiyanlar üç mezhebe ayrılmıştı: gregoryenler, katolikler, ve protestanlar.Sıradan bireyler tarafından günlük hayatta dinle ilgili tartışmalar her zaman yapılır, bunlar bazen sessiz sedasız biter, bazen de tatsız olaylarla sonuçlanırlardı. Ama bir gün, günümüzden yaklaşık 70-75 yıl önce, yetenekli din ve kilise temsilcileri arasında dini bir tartışma yapıldı. Bu tartışma çok önemli ve resmi bir niteliğe kavuşarak, türk hükümet ve din görevlilerinin, ermeni mezheplerinin temsilcilerinin, öğretmenlerin ve halkın da huzurunda yapıldı. Toplanılan yer, Tercanyan Hovsep Ağa'nın bahçesiydi(Takeller'in sokağı). Ağustos ayının sıcak bir günüydü. Toplantıya müslümanların dini önderi(müftü), başkanlık etti. Resmi sıfatla kadı ve bir kaç hoca, gregoryenleri temsilen dini önderin vekili, papazlar, öğretmenler ve yatılı okul hocası Avedis Bıtikyan da hazır bulundular. Ermeni katolik kilisesini temsilen bir rahip ve başkaları, protestanları temsilen de iki protestan papaz ve Divriğili hem protestan papaz hem de doktor olan bay Krikor Hantamuryan hazır bulundular. Tartışma çok disiplinli bir şekilde başladı ve 4-5 saat sürdü. İki taraftan da hıristiyanlık hakkında verilen ve türkçeye tercüme edilen açıklamalar, toplantıda hazır bulunanları, özellikle de bu vesileyle hıristiyanlık hakkında aldığı bilgilerden mutluluk duyduğunu toplantıda dile getiren müftüyü çok memnun ettiler. Tartışmalardan kim galip ayrıldı ve hangi sebeplerle, o kısmı geçiyorum, zira bu olayı anlatmamın sebebi sadece onu sunmaktır, yorum yapmak değil. Fakat şu belli sonucu çıkarabiliriz ki o tarihi olay, bir tartışma toplantısı olmaktan ziyade, müslüman komşularımıza yönelik bir hristiyanlık dersi oldu ve toplumsal olayların idrak edilmesi üzerinde şüphesiz belli bir etkisi oldu. 7. MERYEM ANA KİLİSESİNİN SU KAYNAĞIZamanında Gürün Meryem Ana kilisesine katkı sağlaması için üretim aracı olarak kilisenin yakınında 8-10 tezgâhlık bir tire işleme fabrikası kurdular. İşler özel bir ustanın gözetiminde ilerliyordu. Bu girişimden cesaret alan kilise yönetim kurulu, kilisenin mal varlığını ve gelirini artırmak için bazı planlar hazırladı, ancak bu planları hayata geçirmek için para lazımdı. Kilise o dönemlerde çok fakirdi.Dini önder piskoposun düşüncesiyle kilisenin sahip olduğu kullanılamayacak durumda olan fazla gümüş, altın eşyaların, haçların, kandillerin, asaların, vs. satılması kararlaştırıldı. Bu iş o dönemde kilise yönetim kurulunun mali sorumlusu olan Haçer Ağa Azaryayan'a bırakıldı. Adı geçen şahıs zaten yılda bir kere kişisel işleri yüzünden Halep'e gider gelirdi, o gümüşleri yanında götürerek sattı. Elde edilen parayla yönetim kurulu kilisenin çevresinde bulunan enkaz halindeki evleri ve dükkanları satın aldı ve böylece kilisenin çevresi daha da genişledi. Bunlar 1912-1913 yıllarında inşa edilen yeni piskoposluk ve okul binalarının bulunduğu yerlerdir. Binaların onarımı ve tire üretimi hızla ilerliyordu. Hem fabrika, hem de genel kullanım için bir su kaynağına sahip olmak gerekiyordu. Sağ mahallesinin yukarı kısmında, katolik kilisesi yönünde bir su kaynağı buldular. O suyu Meryem Ana kilisesine getirmek için bir su kemeri inşa etmek gerekiyordu. Planlanan bu çalışma büyük bir istekle yapılırken, bir engelle karşılaşıldı: su kemeri katolik kilisesinin yakınlarından geçmemeliydi. Bu sorun resmi makamların incelemesine tabii tutulup, mahkemeye intikal ettirilerek, su kemerinin söz konusu binanın 12 ayak uzağından geçmesi karara bağlandı. Meryem Ana kilisesi lehinde karar verilmesine Ulu Camii'nin yanında bulunan tekke şeyhi de katkıda bulundu. Tekkenin de suyu yoktu ve tabii şeyh daha önce ermeni kilisesinin yönetim kuruluyla vardığı bir anlaşmayla bu fırsattan faydalanmak istiyordu. Şu veya bu şekilde, resmi makamlarca tasdik edilmiş belgeler ve izinle su getirme çalışması ilerledi ve Meryem Ana Kilisesi devamlı akan, yoldan geçen bütün yorgun ve susuz kişilerin faydalanabildiği tatlı ve soğuk bir su kaynağına sahip oldu. |
||
| H. N. Magaryan | ||
| INDEX |