TARİH KİTABININ İKİNCİ KISMININ İKİNCİ EKİBASINDAN |
|||
| 1. EĞİTİM DURUMU HAKKINDA | 14 Ağustos 1871 | ||
|
Gürün'de 1000 haneden fazla Ermeni aile vardır; bunlar coşkulu ama aynı zamanda sofu bir hayat sürerler ve hemen hemen hepsi de ticaretle uğraşır. Büyük bir kısmı zengin sermaye sahipleridir ve Küçük Asya'nın bütün belli başlı şehirlerinde ticaretle iştigal eder. Gürün'de 3 kilise ve 3 okul vardır ve 600'den fazla öğrenci de sözü geçen okullarda eğitim almaktadır; ama ne eğitim?... Bakalım kendilerine verilen eğitim, dindarlıklarına ve milletlerine karşı duydukları sevgiye yaraşan bir eğitim mi, yoksa kendi çocuklarına verilen eğitim dedikleri kendi zenginlikleriyle mi orantılı. Hayır, asla, zira yerel okulun mevcut durumu eğitim açısından son derece düzensiz ve içler acısıdır. Çünkü en yüksek tahsil dilbilgisiymiş, ona da gereken ilgi gösterilmiyormuş. Onlarca yıldır adı geçen okullar varlıklarını herhangi bir meyve vermeden sürdürmektedirler, özellikle de okulların gelişimine maddeten yardım etmek için büyük meblağlarla, faal bir dernek de kurulmuş olmasına rağmen. Bu derneğin sermayesi, Halep'te bulunan Gürünlü tanınmış tüccarlar sayesinde günden güne artmaktadır; ama ne yazık ki henüz amacına hizmet etmemiş ve iyi sonuçlar vermemiştir. Öyle görünüyor ki bu utanılacak gidişatın Gürün'de şimdiye kadar devam etmesinin ilk ve önemli nedeni aşağı sınıftan halk topluluğunun aşırı cehaletidir. Umuyoruz ki Gürün'de yaşayan bizim çok sevgili cemaat mensuplarımız bu kara lekeyi alınlarından silerler ve yükümlülüklerini hemen yerine getirerek gelecekteki sorumluluklarından kurtulurlar...yani okulların ıslah edilmesi için çalışırlar ki, Gürün de vatan için yüzyılımızın ruhuna uygun bireyler yetiştirsin. Yalnız erkek cinsin eğitimiyle değil, aynı zamanda kadın cinsinin de eğitimi için okullar açılmasını ve bu başkentten öğretmenler götürülmesini arzuluyoruz, çünkü kızların eğitimi şimdi üzerinde durmaya değer ve çok önemli addedilmektedir; özellikle de Gürün için bu zorunludur. Bu birkaç satırın Gürün cemaati mensuplarının gözünden kaçacağını ve neticesiz kalacağını ummuyoruz, aksine umduğumuz gibi kısa zamanda yüreklerimiz sevinçle dolu olarak eğitimseverlerin iftihar edeceği şekilde karma okulların, ıslah edilmiş okulların adlarını kendi hayırseverleri ve yardımseverleriyle birlikte yayınlayacağız. |
|||
| "Hayrenik", Sayı 62, 1871, İstanbul | |||
|
|
|||
| 2. ..... Değerli "Masis" gazetesi başyazarına, | 7 Nisan 1873 | ||
|
Bilim dünyanın bir parçasıdır. O olmadan mükemmelliğe erişecek şey yoktur. Dünyanın hangi yanına bakarsanız bakın, zekânın ürünleri adeta "bizi de dahiler yarattı" diye haykırmaktadır. Dehanın değerini ve şerefini zaman doğurur. Zaman insanoğlu için kendi yeteneğini geliştirmesi ve deha gücünü iki katına çıkarması için teşvik edici bir unsurdur. Tanrısal karar ve insanlığın kararı budur. Tanrı'nın kararına ve insanlığın modern ilkelerine itaat etmeyen bir insan, kanunları hiçe saymakta ve bunun neticesinde Tanrı'nın kararını bozmaktadır. Tanrı'ya şükür Ermeni de gitgide dehayı güçlendiren 19'uncu yüzyılın gelişim bayrağı altında görev alıyor. Bu konuda uzun açıklamalara gerek yoktur. Her yerde güzel manevi gelişim mabetleri inşa edilmektedir ki Ermeniler de modern insanlıkla beraber reform sürecine dahil olsunlar. Bu kısa zamanda birçok şehir ve hatta kasabada gelişim çabaları gösterilmektedir, bunların arasında birkaç zamandır Mancılık piskoposluk bölgesinin Gürün kasabasındaki Ermeniler de büyük bir çalışma içerisindedirler ve zaten sekiz yıl önce ulusal eğitim için 500 lirayı aşkın bir meblağ toplamış ve bunu Halep'te ticaret yoluyla artırmaktadır ve şimdi kendi aralarında yeni bir dernek kurarak okul için bir kampanya başlatmışlar, bir anda üç yüz liradan fazla gelir elde edilmiş, bunun kanıtı 8 yıldır burada bulunmayan Protestan rahip Gagosyan Mez Manuk'u Sahsor mahallesinin Aziz Kurtarıcı okuluna öğretmen olarak atamalarıdır. Her gün okulda çalışmasının dışında Pazar günleri de okulu açıp, Ermeni gençliğin dehasını aydınlatmak için İncil, millet ve gelişim üzerine konuşmalar yapan bu öğretmen takdir edilmeye layıktır. Protestan Rahip Manug bize yazıyor ve derneğin icra kurulu üyeleri Gayzag Sırabyan, Manug Zarugyan, Garabed Vartabedyan adlı milletini seven ağalara ve ayrıca bir de papaza özellikle teşekkür ediyor ve kısa sürede adı geçen derneğin çabalarıyla millete faydalı birçok sonuç elde edebileceğini umuyor. Şimdi sayın başyazar, şu sevgili soydaşları bilgilendirmek ve Gürün'de yaşayan Ermenileri cesaretlendirmek için küçük bir yer ayırmayı lütfetmenizi rica ediyor, bunun için de vatanperverliğinize minnettarlığımı ifade ediyorum. |
|||
| "Masis" sayı 1373, 1873, İstanbul | Vartan Apkaryan | ||
|
|
|||
| 3. Gürün'den Bir Mektup | "Avedaper" 9-5-1876 | ||
|
Gürün 2475 haneli bir şehirdir ve nüfusunun büyük bir kısmı, yani 1500 hanesi Ermenidir. Müslümanlar 700 hane, Katolik Ermeniler 50, Protestan Ermeniler ise 25 hanedir. Gürün'de birkaç yıldan beri gelişim hareketleri olmakta ve gelecekteki aydınlanmanın ışıkları görülmektedir. Burada Vahanyan adında bir dernek vardır. Onun üyeleri yatılı bir okul açmak için büyük gayretler sarfetmekte ve bu amaçla Hasbağ adlı mahallede bir bahçe satın almışlardır. Fakat buradaki Müslümanlar okulun inşasına engel olmaktadırlar. Yeni açılacak yatılı okulun adı Ğevontyans okulu olacaktır. Hasbağ mahallesinde Lusavorçyan adında 45 üyesi bulunan bir kütüphane açılmıştır. Kütüphanede yalnız gazete okunmayıp aynı zamanda eğitim de verilmektedir. Kütüphane-okulun hocası Hagop Jamgoçyan olup öğrencilerinin sayısı altmış beştir. Üzülerek ifade ediyorum ki kütüphanenin üyeleri arasında bir anlaşmazlık çıkmıştır. Keşke birbirine zıt taraflar halk için başkanın önerilerini kabul etseler de gelecekte çok fayda sağlayacak ve övülmeye değer bir amacı olan bu işe devam edilse. Bu şehrin Sahsor mahallesinde bir kız okulu açıldı. Burada kız öğrenciler bir bayan hocanın gözetiminde öğrenim görmekteler. Kızların eğitilmesinin büyük önemi geç de olsa iyice anlaşılmıştır. Terbiyeli anneler olmazsa seviyeli aileler kurulamaz. Gürün'de ıslah ve gelişime engel teşkil eden birkaç elim noksanlıklar da bulunuyor. Her türlü iyiliğin anası olan sevgi bizim soydaşlarımızın gönüllerinde henüz gerektiği gibi taht kurmamıştır. Nefretin kötü ruhu bazen sevginin kurduğunu yoketmeye yeltenmektedir. Güçlü milletleri bile zayıflatıp yokeden tarafgirlik, bizim içimizde de kırımlara sebep olmaktadır. Tanrı'dan diliyoruz ki, sevgi ve kardeşlik ateşini bütün soydaşlarımızın kalplerinde körüklesin, iyi fikirlerin ve teşebbüslerin başarısına engel olan nefret ve ikilik ruhunu kökünden kazısın. |
|||
| Gürün, 28 Şubat 1876 | D. Sarkis A. Minasyan | ||
|
II |
|||
|
Şu son yıllarda Gürün'de gelişim hareketleri görülüyor ve Tanrı'nın işinin burada da ilerlemesi umuluyor. Bu yıl "AVEDAPER"in 19'uncu sayısında yayınlanmış olan bir mektupta yanlışlıkla Gürün'deki Ermeni Protestanların sayısı 25 hane olarak belirtilmişti. Gürün'de şimdi 75 hanelik bir Ermeni Protestan cemaat vardır. Bu cemaatin Şuğul adlı mahallede bir dua yeri ve biri kız okulu olmak üzere üç tane de okulu bulunmaktadır. Üç okulun öğrenci sayısı 130'a ulaşmaktadır. Buradaki dua yeri yakıldı; fakat yeniden inşa edileceğini umuyoruz. Aziz Ruh'unu bütün dünyaya serpmesi için "Avedaper" okuyucularından Tanrı'ya dua etmelerini rica ediyoruz ki, şeytanın kötü tuzakları etkisiz kılınsın ve İsa'nın işi her yerde özgür bir biçimde ilerlesin. |
|||
| Gürün, 10 Haziran 1876 | Mıgırdiç Minasyan | ||
|
|
|||
| 4. Hayatımızdan bir manzara | Gürün, 1877 | ||
|
Bundan 1.5 yıl kadar önce, bilmiyorum nasıl ve hangi düşünceyle, Sahsor mahallesinin Aziz Kurtarıcı kilisesinde bir kız okulu açıldı. Burada 60 kadar genç kız öğrenim görmeye başladı ve henüz 6 ay ancak geçmişti ki, okul dışından okuma yazma bilen bir kız özgürce "ben filanca şahısla evleniyorum" dediği için, ağalar "burada bir genç erkek veya bir genç kız nişanlandığında, bu gencin nişanlanacağı kızı oğlanın babası veya annesi seçecekler ve beğenecekler, kendisi değil; aynı şey kızın baba ve annesi için de geçerlidir" diyerek okulu kapattılar... (1)"Vay! Okula gitmiş kızların hepsi böyle olacak, bizim kızlarımıza okuma yazma gerekli değil, bize okumuş kız yaramaz" dediler. Ve işte bir yılı aşkın bir süredir okul kapalı bulunuyor ve bu gidişe bakılırsa açılacağı da yok. Ah, ne feci bir durum! Ne elim bir mesele! Ne hissiz bir millet! Geri geri gidiyorsun, ama nereye kadar? Uçurumun kenarına kadar gidip uyanmayacak mısın...? Ah, evet! Her birey buna kayıtsız kalıyor ve kadın cinsinin eğitim almasının erkeklerinkinden daha gerekli olduğunu henüz anlayamamıştır. Bir millet için en faydalı şeylerden olan gazeteyi buranın en önde gelen zenginleri bile satın almıyor ve getirtmiyorlar. Gazete geldiği gün, her ağa "filancadan gazete getir okuyalım" diyerek hizmetkârını mahalle mahalle dolaştırır ve hizmetkâr orada burada gazete sorarak dolaşır. Hasbağ mahallesinin "Avedaper" getirten Lusavorçyan kütüphanesi derneğinin başkanı ve üyeleri henüz gazeteyi okuyamadan [hizmetkârlar] "filanca ağa selam söyledi, 'Avedaper'i istiyor, okuyup geri gönderecek" diyerek derneğin kapısına dayanırlar...derneğe de beş kuruş vermezler. Sayın başyazar, sokaklarda dolaştığınız zaman birçok çocuğun gruplar halinde gezindiğini ve değerli vakitlerini oyunlar oynayarak geçirdiklerini görürsünüz. Onların eğitilmesiyle ulusun geleceği de düzelecek. Ah! bu hususları teker teker yazmak insana ürperti veriyor. Bunları Gürün'deki ağalar topluluğunun üyesi olan milletini seven ağaların dikkatine sunuyorum ki okullarla ilgilenerek küçük yaştaki sayısız çocuğun kaybolan zamanından tasarruf etsinler, zira "geçmiş bir daha elimize geçmez". Saygıdeğer M. G. Kuyumcuyan Efendi'nin dikkatini bir şehrin bu durumdaki cemaat mensuplarının üzerine çekiyorum. Evet her uygar millet kendi okullarının ıslah edilmiş bir durumda olması için o kadar para harcıyor, bizim çocuklar ise kendi inatçı fikirlerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. |
|||
| "Hayrenik" sayı 353, Istanbul, 1877 | M. Sarkis A. Minasyan | ||
|
(1)Burada nişandan düğüne kadar geçen sürede ne tür kuralların uygulandığını bir sonraki mektubumda anlatacağım. II |
|||
| 5. | 22 Ağustos 1871 | ||
|
Gürün'den bize gönderilmiş olan aşağıdaki mektup oradaki cemaat mensuplarının aile hayatı hakkında bilgiler ve eleştiriler içermektedir ... değerli "Hayrenik" gazetesi başyazarı, Değerli gazetenizin 333'üncü sayısında Mayıs 28 tarihli makalemde burada nişanlandıktan sonra evliliğe kadar geçen süre zarfında nasıl bir durumun hüküm sürdüğünü ve varolan töreleri tek tek yazmaya söz verdiğimden, değerli okurlardan yazış tarzımdan (1) ziyade düşüncelerimi anlamalarını rica ederek işte eleştirmeye değer hususları şimdi açıklıyorum. Burada bir oğlanı 12-13 yaşındayken ona fikrini sormadan ve rızasını almadan nişanlarlar. Kızın da fikrini almazlar. Diyelim ki sordular, herkes bilir ki bu yaştaki bir çocuk doğru bir yargıya varamaz veya seçim yapamaz. Sonuçta, veliler gelin adayını sakin karakterli, mütevazı ve nazik olanlardan değil de uzun boylu ve güzel olanlardan seçerler. Buluğ çağındaki kızın büyük olması ve yaşının tutması ve gelin olduğunda kendilerine hizmet etmesi yeterlidir, zira kendilerine hizmetçi mi yoksa gelin mi aradıklarını bilmek imkânsızdır. Dolayısıyla her iki taraf da hemen birbirine gidip gelmeye, davetlere ve savurganlığa başlar, maddi durumları buna müsait olmasa bile. Çünkü faizle para hazırdır, özellikle de oğlan tarafından. Zira müstakbel geline altın takarak yapılan birçok özel ziyaretten sonra, veliler, genelde önce gencin babası dostları, komşuları ve akrabalarıyla altınlarla birlikte ziyarete gider, sonra da annesi dostları, akrabalarıyla. Tabii kim olursa olsun hediye olarak bir altın götürecektir, müstakbel gelin de bunları alnına, göğsüne ya da boynuna asacak ve onlarla gurur duyacaktır. Bu tiksindirici hususları teker teker gözden geçirmeyi bir kenara bırakarak, değerli okuyucunun dikkatini oğlanın kızı ziyarete gidişine çekmek istiyorum. Burada nişanlıların birbirlerini serbestçe ve açık bir şekilde görmesi çok ayıp ve topluma karşı işlenmiş ağır bir suç sayıldığından genç oğlan müstakbel baldızına ya da başka birisine "filanca akşam ziyarete geleceğim" diye gizlice haber göndermeye mecbur kalır. Bunun sonucunda müstakbel baldızı kimsenin duymaması için son derece tedbirli bir biçimde evin içinde bir yer hazırlar(çoğu zaman uygun bir yer bulamadığından, uygunsuz bir yer ayırır, meselaeşeğin kaldığı yer gibi, vs.). Oğlan gece vakti bir haydut gibi gider ve yarım saat müstakbel baldızıyla görüştükten sonra, baldızı kızkardeşini oğlana teslim ederek bırakıp gider. Kız ve oğlan genelde gün ışıyıncaya kadar yalnız görüşürler... Bu tür ilişkilerden sonra nişanlıların birbirinden ayrıldığı çok olur. Bu bazen kendi aralarında ve bazen de aileler arasında doğan boş tartışmalar ve küskünlükler nedeniyle olur. Herkes bundan ne gibi kötülükler ve acı durumlar doğacağını ve bunun nedeninin de 6-7 yıl nişanlı kalmaktan başka bir şey olmadığı sonucunu çıkarabilir. Yıllar sonra eğer oğlanın babası nikâh kıyma talebiyle kızın babasından söz istemeye gider ve nikâh kıyılacağını söylerse, sorun çıkar, bütün dostluklar bozulur, kızın babası "vermiyorum, evlendirecek kızım yok, 2-3 yıl sonra" vs. diyerek tehdit etmeye başlar. Oğlanın babası çok yalvarıp, her türlü baskıyı uyguladıktan sonra umutsuzluğa kapılınca, 1-2 yıl sonrasına söz keserler ve aralarında yeniden bir küskünlük başlayınca üçten yedi yıla kadar nişanlı kalmış kızın nişanını bozarlar ve başka birisine verirler veyahutta alan çıkmadığı için evde kalır. ...başyazar, gerçi her ne kadar sağlıklı olursa olsun bir genci 23-24 yaşından önce evlendirmek sağlık açısından kabul edilebilir değildir, ancak burada tam tersi yapılıyor; genelde 15-20 yaşında evleniyorlar. 14-23 yaşlarında evlenenler bunu maddi durumlarının iyi olmamasından dolayı yapıyorlar. Bunun yanında, eşit yaşta evlilik çok ender görülür, çünkü kızın oğlandan birkaç yaş küçük olması gerekirse de maalesef daha önce de sözünü ettiğim gibi burada kızın oğlandan 3-4 yaş büyük olmasını tercih ederler veya oğlanla kız aynı yaşta olurlar. İşte buradaki evliliklerin hali budur. Bu hususlara dikkat edilmesi için milletini seven Patrik Nerses Hazretleri başka yerlere gönderdiği gibi (3 yıl kadar önce) Gürün'e de emir göndermişti, fakat ne yazık ki okuyan ve dikkate alan ya da manasını anlayan yok. Fakat cemaat mensuplarının bu tür tehlikeli sorunlarıyla ilgilenmesi için Patrik Hazretlerinin dikkatini yeniden bu tür üzücü hususlara çekmek istiyorum. ...Efendi, bu konuda tarafınızdan da gerekli eleştirileri esirgemeyip, [bu yazıyı] değerli gazetenizin malum sayfasının bir köşesine yerleştirmenizi rica ederek, önceden size şükranlarımı sunuyorum. |
|||
| 20 Ağustos 1877 |
M. Sarkis A. Minasyan
|
||
|
Not: Şimdiye kadar okulların açılması ve kapanması başına buyruk ağalar topluluğunun keyfine bağlı olduğundan, birkaç meşhur gündüzlü ve yatılı okul açıldıysa da tatminkâr sonuçlar veremedi. Bu yüzden bir grup dinamik genç, bir kere de kendileri denemiş olmak için, 3 yıl önce Antep'te kendi kurdukları Vatanseverler Derneği'nin parasıyla burada Meryem Ana kilisesi okulunun boş kalan üst katının bir kısmını onararak, 40 çocuk için Protestan rahip Haçadur Panosyan'ın öğretmeni olduğu gündüzlü "Aramyan" okulunu açtı. Bugüne kadar tecrübeli yaşlılar bilgelikleriyle çaba gösterdiler fakat başaramadılar, tecrübesiz gençlik başaracak mı göreceğiz, bütün cemaatin bunu Tanrı'dan dilemesini bekliyoruz. |
|||
|
"Hayrenik", Istanbul, 1877, Sayı 376
|
M. Sarkis A. Minasyan
|
||
|
(1) O zaman gelip de gelini almaya gittiklerinde kapıları kapalı bulurlar ve bir sürü tartışma çıkar... |
|||
|
|
|||
| 6. Kilikya Acıları | 1 Nisan, 1878 | ||
|
Gürün'de aşağıda belirtildiği gibi 2500 haneden fazla Ermeni nüfus vardır: 1500 hane Gregoryen Ermeni, 900 hane Müslüman, 50 hane Katolik Ermeni ve 50 haneden fazla da Protestan Ermeni. Buradaki Müslümanlar başından beri bize "gâvur" demektedirler ve biz zaten buna alışık olduğumuzdan onlarla iyi geçiniyoruz. Bizim şahitliğimiz hükümet tarafından kabul edilmez. Başka hususlar da bundan sonuç olarak çıkarılabilir. Katolik Ermenilerin başrahip Hovhannes Diyarbakırlı adında yüce gönüllü bir dini önderi bulunuyor. Aaynı şekilde Protestan Ermenilerin de rahip Mardiros Beşgötüryan adında bir vaizi bulunuyor. Bunlar bizim cemaatin mensuplarına sevgiyle davranıyorlar ve ben onlara teşekkür ediyorum. Buradaki cemaat mensuplarının büyük bir kısmının eğitim konusunda kayıtsız bir tutumu vardır. Düzenli bir dernek ve toplantı salonu veya sınıf bulunmamaktadır. Gazete okuyanların sayısı da çok azdır, okuyanların büyük bir kısmı da siyasi meseleler için abone olmaktadırlar. İşte buraya gelen gazetelerin listesi: biri Katolik Ermenilerin olmak üzere 2 nüsha "Manzume", 5 nüsha Hayrenik, biri Manug Koçunyan Efendi, diğeri de M. Tercan Tercanyan Ağa tarafından çocukların dostu Aramyan Okulu'nun Vatanseverler Derneği'ne hediye edilmiş olan 2 nüsha "Tadron", 16 nüsha "Gregoryen ve Protestan Ermenilere Avedaper". Ancak üzülerek söylüyorum ki ulusal gazetelerin abone sayısı azdır, ama gitgide artma umutları görülmektedir. Burada 4 kilise ve 9 papaz bulunuyor. Bunlardan sadece bir veya ikisi az çok kendi görevlerine uygundur. Diğerlerinden bazıları cüppe giymeden vaftiz töreni yönetiyor. Bir başkası hekimlikle iştigal ediyor ve Türk hastaları ziyaret etmesi ve para almasından dolayı herkesin önünde falakaya yatırılmayı göze alacak kadar alçalıyor. Bir başkası ise saatçilikle uğraşıyor. Sonuç olarak papazlarımızın büyük kısmı karınlarını doyurabilsinler ve halkın sırtına yük olmasınlar diye papazlık mertebesine yükseltilmişlerdir... Onlar İncil'den bir beyti dahi doğru okuyamıyorlar, ve bunun en üzücü yanı da şu ki halkı ve papazları doğru bir biçimde yönlendirecek akıllı bir dini önderimiz bulunmamaktadır. Okullara gelince, 7 tane okulumuz vardır; 5'i cemaate ait, 2'si özel. Meryem Ana okulundaki 70 çocuk sadece okuma yazma bilen ve dilbilgisi dersini bile başka bir öğretmenden alıp öğrencilerine aktaran bir öğretmenin yönetiminde eğitiliyor. Bu okulda aşağıdaki dersler veriliyor: okuma yazma, Hristiyanlık dini, dilbilgisi ve matematik. Okuma yazma dersleri için her çocuk evinden getirdiği kitaplarda ders öğreniyor. Kendi kendini öğretmen tayin etmiş olan şahıs kendi belirlediği maaşını her ay velilerden tahsil etmektedir. Okulun mütevelli heyeti üyeleri okulun "sonsuz" dönemi sona erdikten sonra seçileceklerdir...Sahsor mahallesinin Aziz Kurtarıcı kilisesi okuluna 80 kadar öğrenci devam etmektedir. Bunların öğretmeni iki yönetici olup, maaşları cemaat tarafından ödenmektedir. Bu okulda da verilen dersler bir önceki okuldakine benzemektedir. Ören mahallesinin Aziz Kevork kilisesine bağlı okul da aynı durumdadır. Fakat bu mahalle H. Acemyan Efendi ve Nahabed Nahabedyan Ağa sayesinde Bartevyan adında bir dernek kurmuş olup, derneğin 100 liraya yakın parası bulunmaktadır. Amacı, aynı mahallenin çocuklarına eğitim vermektir. Şuğul mahallesi'ndeki Aziz Hagop kilisesinin de içinde 50'ye yakın öğrencinin eğitim aldığı bir okulu bulunmaktadır. Dersler yukarıdakilerle aynıdır. Öğretmen ise cemaat mensupları tarafından seçilmiştir. Hasbağ mahallesinin Lusavorçyan(Gregoryen) Kütüphanesi'nin okulu düzenli olarak işlemediği için şimdi kapalı bulunmaktadır. Şimdi gelelim özel okullara, buradaki Vahanyan Derneği sayesinde(bu derneğin üyeleri arasında bir ölüm kalım mücadelesi başlamıştır, bu da cemaatimiz mensupları için doğaldır) 1874'te Ğevontyans adında bir okul açılmıştır. Burada 40 öğrenci eğitim almaktadır, öğretmenleri de Vanlı Bay Avedis Bıtigyan'dır(dernek üyelerinin sorunu bu öğretmendir). Verilen dersler şunlardır: okuma yazma, dilbilgisi, matematik, coğrafya, mantık, hitabet, Türkçe. Fakat, ulusal tarih dersi dernek üyeleri (mütevelli heyeti üyeleri) okulu ziyaret etme lütfunda bulunduklarında verilecektir. 50 liradan fazla gideri olan bu şehirdeki ilk okuldur. Bu meblağ Vahanyan Derneği üyeleri tarafından karşılanmakta ve onlar dışında hiç kimse müdahale edememektedir. Vatanseverler derneği sayesinde 20 Haziran 1877'de Aramyan adlı güzel bir okul açılmıştır. Okul beş yıllıktır ve 40 öğrencisi vardır. Ulusal Yönetim'in emirleri doğrultusunda hareket etmektedir. Üyeleri yedi geçten oluşmaktadır. Bu okulda verilen dersler şunlardır: okuma yazma, Hristiyanlık Dini, ulusal tarih, İncil'e dayalı tarih, dilbilgisi, matematik, dini musiki(eski melodiyle) ve ulusal musiki. İşte buradaki cemaat okullarının durumu budur ve birçok genç kendi kıymetli vakitlerini orada burada oyunlarla geçirmektedir. Bir kısmı da Katolik ve Protestan okullarına giderek İncil okumaktadır. Bay Saraç'ın yaydığı kızların öğrenim görmesi fikrini burada ulusal yıkım olarak nitelendirmektedirler. Bunun kanıtı, 2.5 yıl önce Sahsor mahallesinde açılmış ve hemen hemen 6 ay açık kalmış olan kız okuludur. Ağalar okulu kapatma fırsatını güçlükle buldular... |
|||
|
2 Mart 1878, Gürün
|
A. S. A. Minasyan
|
||
|
Çok değerli muhabirimizin verdiği bu malumatlardan aşırı derecede memnunuz ve taşradaki değerli muhabirlerimizin de sözü uzatmaktan kaçınarak bunu örnek almalarını arzuluyoruz. |
|||
|
|
|||
|
7. Bundan sonra Asya'daki Ermeni nüfuslu vilayetlere Hayastan adı verileceğine Vayastan denilmelidir. Zira insanların yüreklerinin yanmadığı, namus, mal ve canın tecavüze maruz kalmadığı bir yer yoktur. Ermeninin çektiği bu acı veren eziyetleri dünyada duymayan kaldığını sanmıyoruz. Ama zavallı taşralıların durumu gene günden güne ciddileşmek üzeredir. Bu söylediklerimizi kanıtlamak için Şebinkarahisar'dan "Avedaper"e gönderilmiş bir mektubun aşağıdaki kısmını yayınlıyoruz. "Burada bizim şahit olduğumuz veya güvenilir kaynaklardan öğrendiğimiz Hristiyanlara yönelik soygunlar hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. Bütün memleketin sefalet içinde yaşadığı böyle kötü bir zamanda bile Müslümanlar Hristiyan yurttaşları rahatsız etmeye son vermediler. Bu taraflarda Hristiyanların soygunlardan payını almadığı bir şehir ya da köy kalmadı. Pazarda Hristiyanları dövmek, onların giysilerini çıkarmak, "gâvura yakışmaz" diyerek onları attan indirmek alışılmış şeylerdir ve bunları Gürün'de kendi gözlerimle gördüm. Bu yolculuk sırasında hangi köye uğradıksa gördük ki hepsinin gözlerinden yaşlar akıyor. Özellikle de yol üstünde bulunan yerlerin sakinlerine orduların verdiği rahatsızlığı ve yaptığı soygunları sözlerle anlatmak imkânsız. Eğer Hristiyanlar hükümete başvuracak olurlarsa daha da fazla zarar görmektedirler. Bu şeyleri bu şehirde dahi gördüm. Bütün hayatı boyunca buradaki Hristiyanları rahatsız etmiş ve hükümet tarafından engellenmemiş önemsiz bir Türk, bir ay önce öldü ve bu Hristiyanlar için bir teselli oldu. Sükunet ışıkları doğduğunda kötülüklerin ortadan kalkacağı umuluyordu, ama öyle olmadı. Hristiyanların soyulması özellikle kura efradı tarafından gerçekleştiriliyor. Birliklerin başındaki hem zaptiyeler hem de memurlar sabah bir köyden yola çıkıp, geceyi geçirecekleri yere giden yolda bulunan her köye uğrayarak şöyle derler: "hazır olun, asker geliyor". Birlik gelir, köylüler çıkar, ağlar, sızlarlar, yalvarırlar, ama fayda etmez. Eğer birlikler birşey alırlarsa, başka köye giderler, yoksa orada kalır, yiyip içerler. Kuzu, tavuk, et, şarap, rakı, genç kadın ve kız isterler; herşeyi isterler. Ev sahiplerini döver, birşey elde edene kadar hayvanları boğazlamak için yere yatırırlar. Evlere girer, erkek ve kadınları soyarlar, yemek kaplarını, yatak kılıflarını kendi çuvallarına doldurur, kiliseleri taşlar, mobilyaları kırıp dökerler. Eğdiber kilisesinin Rusya'dan getirilmiş bir çanı vardı. Askeri birlik o çanı aşağı indirip parçaladı. Sevindik papazının sırtına ağır bir yük bindirerek 3 saatte Arğavis'e götürdüler. 700 kuruş alarak Endires'te oturan ve rüşvetçiliğiyle bütün köylüleri soymuş olan kaymakamın huzurunda serbest bıraktılar. Müslümanlar bile ondan şikayet ederler. Şimdi 25 günden beri 5 köyde altmışar ila seksener kişilik birlikler bulunmaktadır. Köylülerin sırtından yiyip içerler, bazen de yemeği beğenmeyip onları döverler. Pahallılık o derece artmıştır ki 15 okka buğday 40 ila 50 kuruşa satılıyor. Hükümetin her köyde siloları bulunuyor. Siloların açılıp köylüye dağıtım yapılması için emir gelmiştir. Fakat yerel makamlar bir şeyler kapmak ve ondan sonra dağıtmak için bekliyorlar. Bu ülkeyi ve burada yaşayanların huzurunu bozanlar kimlerdir? Kürttür, Çerkezdir, ayrıca devlet memurlarından bazılarıdır. Majesteleri İmparator'un tahtını sağlamlaştırması ve güçlendirmesi için Tanrı'ya yakaralım ki herkes kendi çalışmalarının karşılığını adaletli bir şekilde alsın. |
|||
|
1878, sayı 596, sayfa 11-12
|
"Mamul", İstanbul
|
||
|
8. ULUSAL İnsan bu hafta Çarsancak'tan, Kızi'den, Arapkir'den, Gürün'den, Palu'dan ve Tokat'tan gelen Ermenice gazetelerde yayınlanmış mektupları okuyup o kanun tanımaz Kürt ve Çerkezlerin adı geçen yerlerde işledikleri suçları duyarak gözyaşlarını tutamaz. Kuşkusuz Patrikhane bütün bunları duyup, kendi alışılmış takrirlerini Dahiliye Nezareti'ne yazmıştır. Fakat şunu sorduğumuz için bizi affetsinler, Dahiliye Nezareti bu sadık tebalarının acılarına çare olarak ne yapmayı düşünüyor? Bizim duyduğumuz, Dahiliye Nezareti'nin Devlet Divanı üyesi Ali Şefik Bey'i Kürtlerin yaptığı soygunları incelemek ve bunlara bir çare bulmak göreviyle iki aydan beri Ermenistan'a göndereceğidir. Son olarak tekrar duyduk ki, Dahiliye Nezareti Ermenistan halkının önde gelen isimlerinden oluşacak olan özel bir komisyon kurarak Ali Şefik Bey'e verdiği bu görevin alanını daha da genişletmiş; komisyonun üyelerinden birisi Erzurum milletvekili Giragos Efendiymiş ve Ali Şefik Bey Dahiliye Nezareti'nden kendisine verilecek özel talimatlarla birkaç gün sonra yola çıkacakmış. Kanımızca Dahiliye Nezareti bu düzenlemeyle zaman kaybı dışında başka tatminkâr bir sonuç elde edemeden boşuna zahmet etmiş olacak, zira vilayetlerde Kürtler tarafından yapılan soygunlar sayısız mahzarlar, Patrikhane tarafından yazılmış birçok takrir ve hatta bundan önce hem Patrikhane'de hem de Dahiliye Nezareti'nde özel komisyonların hazırladığı ve sunduğu raporlarla 20 yıldan beri saptanmış ve kanıtlanmışlardır. Bu raporlar çareler de gösterdiğinden, yüzlerce büyük vezir yazılı ve sözlü olarak gösterilen çareleri uygulamaya koyma sözü vermişler, fakat ya isteksiz olduklarından veyahutta kısa sürede istifa etmiş olmalarından dolayı verdikleri sözleri tutmamışlardır. Bu düşünceyle biz diyoruz ki, Dahiliye Nezareti komisyonlarca binbir defa saptanmış bir gerçeğin tekrar saptanması için uzun uzadıya komisyonlar kuracağına eskiden verilmiş sözleri, belirlenmiş ve gösterilmiş çareleri zaman kaybetmeden hemen uygulamaya koymayı emretmiş olsa çok iyi bir iş yapmış ve adilane davranmış olurdu. |
|||
|
"Mamul" sayı 600, 1878, İstanbul
|
|||
|
|
|||
|
8.
Gürün'den bize aşağıdaki hırsızlık olayını aktarıyorlar 1877'de "Avedaper"in 14'üncü sayısında yayınlanmış 25 Şubat tarihli Antep'ten yazılmış mektubumuzla Ermenistan'ın çeşitli bölgelerinde kiliselerden çalınan paralar ve oradaki cehalet yüzünden üzülüyor ve okuyuculara, özellikle de Gürünlülere nasihatlarda bulunuyorduk. Soydaşlarımız ilgisiz davranarak okullar açmayı ve masrafları kilise kasasından karşılamayı düşünmediler ve sonuç olarak kilisenin paralarını, gümüş ve altınlarını o kadar uzun bir süre kilisede bıraktılar ki haydutlar bunu hissederek 22 Nisan 1878'de kiliseden 300 altına yakın bir meblağ çaldılar. Bu meblağ kayboldu gitti. Bugüne kadar herhangi bir yerde izine rastlanmadı(yalnız [halk arasında] oluşan fikirlerden tahrik olan haydutlar 26 Eylül'de mahallelilerle kavgaya tutuşarak, 30 yaşında evli cesur bir genci de tek kurşunla öldürdüler. Bu kilise bu şehrin Ören mahallesinin Aziz Kevork kilisesidir. Mahalleliler fakir olduklarından düzenli bir okulları yoktu ve sonuç olarak eğitimin çok önemli olduğunu anlamayıp kilise kasasından bu işe para harcamadılar. Şimdi kilisenin kasası boş, mahalle de okulsuz kaldı. Keşke buradaki cemaat mensupları bizim 25 Şubat 1877 tarihli yazımızı dikkate alsalardı. Cereyan eden olayların bu şehirdeki Ermeni cemaati mensuplarına ders olmadığını yüreğim sızlayarak yazmaya mecbur kaldım, bilmiyorum ölüm uykusundan ne zaman uyanacaklar. Vatanseverler Derneği 20 Temmuz 1877'de buradaki Meryem Ana kilisesinin çatı katının bir kısmını kendi kesesinden onartarak, Aramyan Okulu'nu açtı. Fakat adı geçen okul 1400 hane Ermeni için yeterli olmadığından, karşı katta Aramyan Okulundan Yetişenler Okulu adında bir mektep daha açmak istedi ve sadece onarım masrafları için, hiç olmazsa söz konusu masrafın (20 Osmanlı lirası) kilisenin kasasından karşılanması amacıyla Cemaat Kuruluna bir dilekçe sundu. Ama nafile. Dilekçe sayısı 2-3 oldu, ama boşuna. "Evet", "ha", "yarın", "öbür gün", vs. diyerek 1 Ekim'de açılacak okulun açılışını ertelediler ve sonunda para vermek istemediler. Us çağına ermiş her insan itiraf eder ki nasıl ki dünyayı aydınlatan Güneş ise, aynı şekilde bir milleti kurtaran ve canlandıran da okuldur. Fakat bizim ağalar takımı henüz okulun en önemli ve kutsal yer olduğuna ikna olmamış ve ikna olmak da istememekte, kilisenin servetini, altın ve gümüşleri saklayıp bunları bir gün haydutlara bırakmanın halka ışık saçmak ve onu aydınlatmaktan daha iyi olduğunu düşünmektedir. |
|||
| "Hayrenik", sayı 507, 1879, İstanbul | M. S. A. Minasyan | ||
|
|
|||
| 9. | 8 Eylül 1879, Gürün | ||
|
Gürün'den bize yazılmış aşağıdaki mektup gerçi elimize geç ulaştı, fakat önemli bilgiler içerdiğinden yayınlamaya değer bulduk. "Değerli başyazar, Bu şehrin dini önderi piskopos Zakarya Hazretleri son günlerde Ulusal Patrikhane'den aldığı emirler uyarınca Nizamname'yi uygulamaya koymak için geçen ayın 21'inde Mancılık'tan bu şehre geldi. Fakat bugüne kadar henüz yasal bir girişimde bulunmadı. Ama şunu da ekleyelim ki eğer Ulusal Nizamname burada yasal bir şekilde uygulamaya konulursa, cemaat mensuplarına çok faydası dokunacak. Okullar hakkında bundan önce bilgi verildi. Eğer öğrenci velilerinden şerefli şahıslar imzalarının değerini düşürmezler, sözlerinde durmamazlık etmezlerse ve öğretmenler de samimi olurlarsa okullar oldukça iyi bir durumda olacaktır. M. S. A. Efendi Minasyan artık cemaat işlerinden istifa etmiş bulunuyor, ama uzak yerlerde bulunan arkadaşlarının zorlamasıyla şimdi Vatanseverler Derneği'nin müdürlüğünü geçici olarak yürütmektedir.Yukarıda adı geçen şahsın istifasının metnini buraya koymayı lüzumsuz görmüyorum: "Beş yıl sevgili halkıma özverili bir biçimde hizmet ettikten sonra kendi isteğimle ve çok haklı nedenlerle bütün cemaat işlerinden 10 yıllığına istifa ediyorum, 27 Haziran 1879, Gürün." Gerçekten de bana göre Minasyan Efendi'nin on yıllığına istifa etmesi çok üzüntü verici. Bununla beraber amacının ne olduğunu bilmiyoruz. Son günlerde vuku bulan bilinen bir olayı burada anlatmayı önemli addediyorum. Sıvas'tan bu şehirdeki cemaat kuruluna gönderilmiş ve bu ayın 3'ünde buraya ulaşmış olan bir mektup, Sıvas'taki İngiliz konsolosu Ekselansları Mr. Wilson'ın Sıvas piskoposluk bölgesini ziyaret ettiğini bildiriyor, Gürün'e de uğrayacağını ekliyordu. Bunun için dini önder piskopos hazetleri ve cemaat kurulu İngilizceye iyi derecede vakıf olan Aramyan Okulu'nun öğretmeni Mardiros Bagıcıyan Efendi'yi delege olarak göndermeyi kararlaştırdı. Cemaat kurulunda konsolos için bir yer hazırlanması düşünülürken, Minasyan Efendi konsolosu kendisinin ağırlamaya razı olduğunu belirtti ve toplantıya katılanlar teşekkürlerini sunup, buna uygun olarak Aziziye'deki yüce konsolosa bir mektup yazdılar. Bunun sonucunda 5 Eylül Çarşamba sabahı Bagıcıyan Efendi aynı gün karşılaştığı üç arkadaşıyla birlikte temsilci olarak gönderildi. Cemaat mensuplarından 20'den fazla değerli şahsiyet onlarla birlikteydi; ayrıca piskopos Zakarya Hazretleri, kıdemli rahip Sdepan, Aşot'taki Aziz Hagop manastırının başrahibi ve çocuk korosu şehrin kenarında [konsolosu] karşıladılar. Burada konsolos bir bahçeyi beğenerek çadırlar kurulmasını emretmişti. Aynı anda karşılamaya giden beyler ekselansları konsolosu selamladılar ve bir saat kadar görüştükten sonra kendisi için bir yer hazırlanmış olduğunu belirterek davet ettiler, fakat yüce konsolos kendisi için çadırda kalmanın çok faydalı olduğunu gerekçe göstererek bunu kabul etmedi ve cemaat mensuplarının davetinden çok memnun kalıp kendilerine müteşekkir olduğunu belirtti. Ruhaniler ve cemaat mensubu beyler şehre geri döndüler. Aynı gün saat 9'da konsolos cemaat dini önderliğine iade-i ziyarette bulundu. Orada kendisine layıkıyla bir karşılama töreni yapıldı. Minasyan burada da davetini yineledi, konsolos ertesi gün saat 9'da sadece yemeğe gelmeye söz verdi. 6 Eylül Perşembe günü Minasyan tarafından Bagıcıyan Efendi davetçi olarak gönderildi. Konsolos ve tercümanı söz verilen zamanda Minasyan'ın evine gitme lütfunda bulundular. Zakarya piskopos hazretleri, kıdemli rahip Sdepan, buranın nazik vekili Mehmet Bey, cemaat kurulu başkanı M. Hagop Ağa Tercanyan, M. Markar Ağa Koçunyan, Bagıcıyan Efendi ve Darendeli Hagop öğretmen de davetliydiler. Bir buçuk saat özel görüşmeler yapıldıktan sonra, saat 11'de, 9 davetli için sofra kuruldu ve Minasyan'ın babası M. Avedis Ağa da sofraya oturdu. Yemek sırasında Bagıcıyan Efendi (dini önder piskopos hazretlerinin önerisi üzerine) kadehini kaldırarak ayakta durup Majesteleri İngiltere Kraliçesi'nin onuruna İngilizce bir konuşma yaparak kadehini boşalttı. Sonra yüce konsolos majesteleri Kraliçe'nin ve masadakilerin şerefine kadehini boşaltmak için ayağa kalktı. Masadakiler hemen ekselanslarını takip ederek ayağa kalkıp konsolosun şerefine boşalttıkları bardaklarını tokuşturdular. Saat 12.30'da yemek son buldu ve saat 12.45'te konsolos teşekkür ederek ayrıldı ve ertesi gün Sıvas'a hareket etti. Yüce konsolos'un bu piskoposluk bölgesinin reformlarına faydalı olacağını umuyoruz. Abidin Bey'in Sıvas valiliğine atandığını sevinçle duyuyoruz ve reformlar yapıldığını görme arzusuyla onun gelişi sabırsızlıkla bekleniyor. Son olarak başyazar bey, bu mektubu kendisini vatana adamış soydaşların bildiği bir gazetenin sayfalarına yerleştirmenizi ve derin saygılarımı kabul etmenizi rica ediyorum. |
|||
| "Hayrenik", sayı 579, İstanbul, 1879 | Krikor A. T. Krikoryan | ||
|
|
|||
| 10. Bir İlan | |||
|
Gürün'ün Ermeni fabrikalarından çıkmış saf yünden güzel ve dayanıklı, pantolonluk, setrelik, pardüsülük kaşmirler, kanape örtüleri, ayrıca Avrupa malı, iyi cins iç çamaşırları, karyola örtüleri, 2.5 ve 3.5 arşın genişliğinde kaliteli amerikan ketenleri, beyaz ketenden kadın mendilleri, makara ipliği, vs. ucuz ve belirli fiyatla satılır. İstanbul Çakmakçılar Yokuşu, Büyük Yeni Han'ın bitişiğinde No 29, M. Mumcuyan ve Ortaklarının Ticarethanesi, burada talep edilen çeşitler için yapılacak tavsiyeler de kabul edilmektedir. |
|||
| "Mamul", sayı 745, 1880, İstanbul | |||
|
|
|||
| 11. Gürün | 9 Ekim 1880 | ||
|
Çok Saygıdeğer Beyefendi, İşte ilk raporumuzda söz verdiğimiz gibi biraz da okulların gidişat ve durumundan bahsederek değerli gazetenize bu ikinci raporu yazıyoruz. Zaten 20 Ağustos 1880 tarihli yazımızla bugün Gürün'ün karanlık ve cehalete karşı mücadele etme gayreti içierisinde olduğunu söylemiştik. Şimdi de böyledir. Ama bu çok koyu bir karanlık olduğundan, ona karşı mücadele edecek Gürün'ün dört yanına ışık veren kuleler dikecek yenilmez şampiyonlar, özverili savaşçılar ve aydın gençlerin bulunması zorunludur. Maalesef bu tür gençler de bu şehirde çok ender bulunuyor. Aynı zamanda dedik ki Lusavorçyan Kütüphanesi mütevelli heyeti üyeleri bizim Rupinyan okulunu düzeltmek için devamlı çalışmaktadırlar. Fakat bu defa üzülerek belirtiyoruz ki öğrencilerin velileri cehalet denilen canavarın pençeleri arasında boğuldukları için, çalışkan mütevelli heyeti üyelerinin çabalarını şikayetlerle mükâfatlandırmakta ve yapılan iyileştirmeye engel olmaktadırlar. Sadece şu sevindirici haberi iletebiliriz: Kilikya ruhanilerinin lideri Mıgırdiç Katolikos Hazretleri Gürün'deki küçük cemaati ziyarete gittiği zaman, genel istek üzerine Sıvas Piskoposu Bedros Hazretlerini bu şehre dini önder olarak atayarak, vekil olarak da kıdemli rahip ve tarihçi Hovhannes Mesyayan'ı atadı. Ve şimdi umuyoruz ki bu ikilinin yorulmak nedir bilmez çalışmasıyla arzularımızın gerçekleştiğini göreceğiz, yani okulların iyileştirildiğini, derneklerin de geliştiğini. Diğer okulların durumuna gelince, geçenlerde, 28 Eylül günü Sahsor mahallesinin Mesrobyan Okulu'nun öğrencileri Dini Önder Vekili'nin başkanlığında sınavdan geçirildiğinden bu okulun mütevelli heyeti üyeleriyle birlikte bizi de davet etmilerdi. Önce okulun öğretmeni Bay Sarkis Humatyan okulun gidişatı ve durumu hakkında kısaca bilgi verdi ve dedi ki imtihan edenler Mesrob'un bağından üzüm salkımları toplamak umuduyla gelmiş olsalar bile salkımdan ziyade bağ bozumundan kalan üzümleri toplayacaklardır. "Zaten" dedi "okulun köhne halinden onun öğrencilerinin durumu hakkında bir sonuç çıkarabiliriz. Öğrencilerin sayısı 152'den fazla olup devamlılık göstermemekte ve defalarca yükselen şikayet seslerini ve ricaları dinleme lütfunda bulunmayıp mütevelli heyeti atamayan, düzen ve kurallar belirlemeyen ağalarımız sayesinde keyfi hareket etmektedirler... Bağ bozumundan kalan salkımları topladığımızda, sayın başkanın izniyle okulun gidişatı ve onun gerilemesi hakkında çeşitli şikayetlerde bulunmam gerekti. Gösterdim ki zavallı Ermeni birdenbire ölen Erihalı gibi cehaletin keskin oklarıyla yaralanmış ve yüreğine sayısız anlaşmazlık mızrakları saplanmış, şişkin gözüyle akan pembe kanların içinden bakarak titreyen parmaklarını uzatıyor, küçük Ermeni çocuklarından yardım diliyor ve zayıf bir sesle "okul! okul!" diye sızlıyor. Fakat ne yazık ki Gürün'ün bütün okullarının ve özellikle de Mesrobyan Okulu'nun bu geri kalmışlığı zavallı Ermeninin yaralarına merhem olamaz ve onları tedavi edemez. Aynı şeyi sayın başkan da, kısa ama duygu yüklü bir konuşma yapıp okulların vazgeçilmez önemi konusuna değinerek, onayladı. İşte Gürün'ün bildiğimiz okullarının gerçek tablosu budur; gerçi kararsız ve acınacak bir durum ama, yukarıda da söylediğimiz gibi ileride yapılacak iyileştirme çalışmalarını umutla bekliyoruz. O zaman da değerli gazetenize sevindirici haberleri iletmenin uygun fırsatını elimize geçireceğiz. |
|||
| "Mamul", 12. yıl, sayı 757, 1880 | M. M. A. Zkonyan | ||
|
|
|||
| 12. Kilikya Postası | 20 Ekim 1880, Gürün | ||
|
Sayın başyazar, Zaman zaman size Kilikya'dan ve ona bağlı piskoposluk bölgelerinden önemli haberler aktarmama izin verin. Kilikya Katolikosu Mıgırdiç Haziran'ın 5'inde birkaç önemli piskoposluk bölgesini ziyaret etmek için Hacın'dan Gürün'e geldi. O aynı gün öğleden önce ancak Gürün'e vardı. Halbuki bir gün önce gelmeyi kabul etmişti. Bu şehirdeki cemaat mensupları hemen dini önderlik binasında toplanarak hazırlıklar yaptılar ve karşılamaya gittiler. Ve Katolikos'u ilk karşılayacak olanlar Kızılburun adında bir köye vardı. Orada Katolikos'la birleşerek geri döndüler. Zaten bu şehirdeki her sınıftan cemaat mensupları şehir dışına Önderlerini karşılamaya koşuyorlardı. Şehir merkezine hemen hemen 1 saat mesafede bulunan Musluk'a vardıklarında, kalabalığın sayısı 1500'ü geçmişti. Hem atlı hem de yayalar, hatta hükümet görevlilerinin büyük bir kısmı karşılamaya gitmişti, aynı şekilde papazlar, öğrenciler, erkek, kadın, yaşlı ve çocuklar da haçlar, ziller, şarkı ve ilahilerle, kılıçlar ve tüfeklerle gitmiş olup onların çıkardığı sesler birleşerek yeri göğü inletmekteydi. "Bu ne tören, bu ne sevinç ve ne mutluluk!" diyen Gürün'deki sıradan halkın olanlardan gözleri kamaştı. Şehre vardıklarında saat 12 olmuş, kalabalığın sayısı 3000'i geçmişti, Meryem Ana kilisesinin çanı çalıyor ve Ermenilerin yüreği sevinçle doluyordu. Katolikos Meryem Ana kilisesine gitti, kendisine o kadar içten saygılarını sunan ve candan bir şekilde karşılayan halkı takdis etti. Sonra halkı cesur olmaya ve ilerlemeye davet ederek, majesteleri İmparator'un şerefine dileklerde bulunduktan sonra sözlerini sona erdirdi. Ve kiliseyi, salonu ve sokakları doldurmuş olan o yoğun kalabalık, aynı törenle onu ağırlamak için hazırlanmış olan Minasyanların evine götürdü. İşte... başyazar size büyük bir törenin anlatımı, gerçi o 4-5 ay önce oldu ama gene de girişimimin temelini geniş atıp, büyük bir insanı anlatarak başlamak istedim ki o sağlam ve sürekli olsun, tabii siz de yazılarımızı sizin değerli gazetelerinizde barındırma lütfunda bulunursanız. Katolikos Hazretleri Gürün'de 2 ay ve 2 gün kaldı, bu iki ay zarfında Nizamname uyarınca ruhani, sivil, mahalli ve milletvekillerinden oluşan kurullar oluşturdu. İşte Siviller Kurulu üyelerinin isimleri Gayzag Arabyan, Harutyun Magaryan, Mıgırdiç Baronyan, Cano Dodahyan, H. Tercan Tercanyan, Hagop Arabyan, H. Hovhan Carayan. Ama... sayın başyazar, Nizamnamece öngörülen toplantılardan mahrum kalan bir önceki çorbacılar nasıl teselli bulsunlar? Gerçekten eğer ben de o çorbacılardan olsaydım üzülecek ve yeni seçili kurullara önem vermeyecektim. İşte sayın başyazar, size başka bilgiler de ileteyim, belki insanların hoşuna gider. Anlatayım ve siz Katolikos Hazretlerinin Gürün'de ne işler yaptığını görün. Ayin yaptı, takdis etti, Aziz Krikor Lusavoriç'in elini açtı, kurullar oluşturdu, örf ve adetleri düzenleyen kurallar koydu, kiliseleri ve aynı şekilde okullardan birkaçını da ziyaret etti. Gürünlülerle barıştı, yedinci yıl kilise aşarı olarak 50 lira aldı ve Katolikosluğa ödenecek yıllık 20 lira tutarında bir vergi koydu ve siviller kurulundan söz alarak 7 Ağustos'ta Sıvas'a gitti, orada şehrin cemaat mensuplarının ricası üzerine Sıvas ve Gürün piskoposluk bölgelerini birleştirerek başpiskopos Bedros Hazretlerini bu şehre dini önder tayin etti. Bizi Zakarya piskoposun elinden kurtardığı için Ulusal Patrikhane'ye teşekkür ediyoruz..."Masis" aracılığıyla Zakarya'nın değerini anlattığı için Allah bay Nazaret İstanbulyan'dan razı olsun. [Patrikhane bu durumu] 2 Ağustos tarihli 21 sayılı genelgeyle onayladı. 30 Ağustos'ta bu şehre ulaşmış olan piskopos vekili kıdemli rahip Hovhannes bugün okulları ziyaret edip, gelişim uğruna çaba göstererek millete karşı yükümlülüklerini yerine getiriyor. Şimdi size yazacaklarıma dikkat edin sayın başyazar: Gürünlüler diyorlar ki Katolikos Hazretleri 200'ü Aziz Katolikosluk adına olmak üzere Gürün'den 500 lira götürdü. Ama buna karşın para almadan iki kişiyi papazlık mertebesine ve birkaç kişiyi de koro üyeliğine yükseltti. Ayrıca derneklere de 10 mecit hediye etti, ama nice yalvarmalardan sonra... (günahı söyleyenlerin boynuna). Fakat büyük bir iş de yaptı: nişanlı genç erkek ve kızların kısa sürede evlenmelerini emretti. Bunun sonucunda iki ayda 70'ten fazla oğlan ve kız mutluluk olduğunu sandıkları şeye erdiler. Allah Katolikostan razı olsun... Katolikos Hazretleri 15 Ekim'de Sis Katolikosluğu'nda toplantı yapacağına söz veriyor ve Katolikosluğun onarımı ve ıslahı konusunda düşünmek için bu şehirden ikişer üçer kişinin [toplantıya] katılmasını rica ediyordu. Fakat cemaat mensupları Katolikosun onarımı kendi kesesinden yapması ve parayı sonra istemesi gerektiğini söylemektedirler. Gerçekten de cemaat mesupları için umut olmuş bu Katolikosluğun reforma ihtiyacı var, ama Katolikos ilgisiz görünüyor. Size bu konuda yazmaya devam edeceğim. Şimdi saygılarımı kabul edin. |
|||
| "Mamul", 12. yıl, sayı 766, 1880, İstanbul | Mihrtad | ||
|
|
|||
| 13. Gürün'de Yeni Yıl Töreni | Gürün, 18 Ocak 1881 | ||
|
...Sayın Başyazar Haberci bir güvercin gibi Kilikya ufuklarından bir yeni yıl töreninin haberini getirerek uçan bu iki satırı saygın gazetelerinizde barındırma lütfunda bulunun. Bu tören duyarlı yürekleri coşturdu; uyuyanları da uyandırdı. Bu üçüncü tören Lusavorçyan Kütüphanesi'ne bağlı Rupinyan okulunda yapıldı. Üçüncü diyorum zira birinci tören 1878'de Aramyan Okulu'nda, ikincisi ise 1880'de Ermeni dini önderliğinde kıdemli rahip Sdepan Ağcabegyan başkanlığında düzenlenmişti. 1880 yılının son kederli gecesi uzaklaşmak için acele eder ve yeni yılın gelişini müjdeleyen borazan çalınırken, Ermeni evlatları yüzlerinde tebessüm ve yüreklerinde coşkuyla büyük kalabalıklar halinde kendi aziz analarının kucağına, kiliseye gitmeye başladılar ve orada görkemli bir ayin yapılırken dini önder vekili kıdemli rahip Hovhannes Mesyayan duygulandırıcı bir konuşmayla yeni yıl hakkında vaaz vererek bütün Ermenilere yeni yıl, yeni ışık ve yeni bir hayat dileyerek İsa'nın kuzularını coşturdu ve sonra akşam altı buçukta Lusavorçyan Kütüphanesi'nde yeni yıl töreni yapılacağı bildirildi. Bunun sonucunda belirlenen saatte okullu çocuklar, köylüler, meşhur ve sıradan insanlar tören yerine ulaşmaya başladı. Bunun üzerine koro güzel şarkılarla bu nazik grubu karşıladı ve onların yüreğini anlatılamaz bir sevinçle doldurdu. Hepsinin yüzünden bir sevinç ışını yansıyordu, sevinç ışığı parıldıyordu. Kardeş kardeşi şefkatle kucaklarken garip, küçük çocuklar haberci bülbüller gibi cıvıldıyor kekeme dilleriyle bazen geçmişin üzücü hatırasını ve acı felaketlerini anlatarak dinleyenlerin yüreğini sızlatıyor, bazen de yeni yılın müjdeci resmini çizerek bir elinde hurma dalı, diğerinde ise zeytin dalı herkese tam olarak ışık veriyordu. Böylece önde gelen 6 çocuk hazırlıksız kekeleyerek dinleyenleri çok memnun ettiler, zaten alkış seslerinden okulun kubbeleri inliyordu. Okulun yeni çıkan filizleri kendi hoş kokulu çiçeklerinin yeni açılan goncalarını seyircilere sunarak geri çekildiklerinde, öte taraftan okulun mütevelli heyeti başkanı M. S. S. Minasyan bey kürsüye geldi. O önce Ermeni ağalara iyi bir yeni yıl diledi, masum çocuklara nice baharlar, bütün dinleyenlere yeni bir ruh ve hayat diledi. Sonra bir "oh" dedi, içini çekti ve inci gibi parlayan birer damla göz yaşı gözlerinde parlamaya başladı. Adı geçen şahsın düşüncesi bir kuş misali bu topluluğu da yanına alarak Ermenistan'ın yürek parçalayıcı harabelerinin üzerinde dolaştı, geçmişin kanlarının buharlarıyla kirlenmiş havasında uçtu ve dayanamayarak çabucak bugünün dünyasına geri döndü. Orada yuvasını kuracak bir zeytin dalı aradı... Ama ey Tanrım, bu avare kuş arzularını gerçekleştirebilecek mi?... Koro üyeleri birkaç şarkıdan sonra törene son verdiler ve Yeni Yıl'ın ilham perisi saat dokuz buçukta lirini susturdu. Tören sona erdikten sonra bir düzine öğrenci çocuk ve saygıdeğer mütevelli heyeti üyelerinden bazıları, öğretmenle birlikte, bütün dernek adına çok saygıdeğer dini önder vekiline sevinç simgeleyen bir defne dalı sunmak üzere Ermeni dini önderlik binasına gittiler. Orada Katolik Ermenilerin dini önderi kıdemli rahip, peder Hovhannes Muradyan da bulunuyordu. Öğrencilerden Levon Zarugyan bir konuşma yaptı. Öğrenciler şarkılar söylediler, dini önderler onları kutsadılar ve sessizlik oldu. Sayın Başyazar, bir neşe dalı da size hediye edeyim: 9 Ekim tarihli mektubumla belirsiz durumundan dolayı üzüntülerimi dile getirdiğim Sahsor'daki Mesrobyan Okulu'nun şimdi birkaç sağduyulu mütevelli heyeti üyesinin çabalarıyla yeterince iyileştirildiğini bu mektupla yüreğim sevinç dolu olarak müjdeliyorum. Dolayısıyla, asil milletime hep minnettar kalarak sözlerime son veriyorum. |
|||
| "Mamul", sayı 786, 1881, İstanbul | M. M. A. Zkonyan | ||
|
|
|||
| 14. | Gürün, 28 Ocak 1881 | ||
|
...Sayın Başyazar Sağduyunuza dayanarak gerekli olan öğütleri de ekledikten sonra mektubumu değerli gazetenizde yayınlama lütfunda bulunun. |
|||
|
Kendini Halka Adamış Birleşik Ermeni Derneğinin İcra Kuruluna BİR ÖNERİ |
|||
|
Saygıdeğer ve Milletini Seven Beyler, Sizin ruhlara ışık veren övülmeye değer amaçları olan derneğiniz bütün Ermenilerin yılgın yüreklerine coşku veriyor, yarattığı mucizelerle bütün halkı kendine minnettar kılıyor ve özellikle de Roma'nın bitmiş tükenmiş kızı Bizans'ın içinden pırıl pırıl ışık saçan bir yıldız gibi ışıldayarak Toroslar'ın sislerle kaplı zirvelerinin üzerinde parıldıyor, devamlı ayrılıp giden yollarını bütün Kilikya harabelerinin üzerine yayıyor. Ey Tanrım! Acaba bu zavallı cemaat mensuplarının sızlanmaları, kahramanların dökülen kanlarının buharlarıyla birleşerek senin ölümsüz tahtının önüne mi yükseldi ki onlara parlak bir Utarit, bir sabah yıldızı hediye etme lütfunda bulundun? Saygıdeğer beyler, harika derneğinizin halka sunduğu çok çeşitli yardımların inkâr edilemez olduğunu ve cemaat mensuplarının da gecikmeden teşekkürlerini sunmaya mecbur olduklarını samimi olarak söylüyor ve bundan dolayı biz erken davranıp bu yükümlülükleri acilen yerine getiriyoruz ve bir yeniden uyanış içerisinde olan ulusal gençliğin aydınlanması ve eğitimsever çocukların gelişimi adına iki yeni gazete yayınlama lütfunda bulunursanız ulusu kendinize çok daha minnettar kılacağınızı bildiriyoruz. Gazetelerden biri haftalık ve gençlere yönelik olup, ön sayfa ulusal haberler, iç sayfalar mektuplar ve önemli makaleler, arka sayfa da siyasi konularla süslenir. İkinci gazete ise aylık olup öğrenci çocuklar için olacak. Onları kısa ulusal haberler, eğitsel ve siyasi konularla süsleyip, düşük bir fiyatla satarak(birincisinin fiyatı 2 mecit, ikincisininki is 1/2 mecit), böylece gazete okumaya hasret ama ulusal gazetelerin pahallılığı nedeniyle hiç okumayan ya da yabancı gazetelere yönelen eğitime muhtaç yoksulcağız çocuklar kendini millete adamış derneğiniz sayesinde açlığını giderme mutluluğuna erişsin. Zaten umut ediyoruz ki sizin bu faydalı girişiminiz büyük bir kabul görerek birçok abone kazanıp, hem kendisi bundan fayda görecek hem de Ermenistan çocukları. Sözlerimin doğruluğunu belirtmek için her iki gazeteye sadece bu şehirde onar abone bulmaya söz veriyorum. Şimdi sağduyulu cemaat mensubu gençlerden bu işin uygulamaya konulması ve tamamlanması için gerekli çabayı esirgememeleri rica olunur. Önerimin uygulamaya konulmasını bekleyen ve o işlerin başarıyla yürümesini dileyen. |
|||
| "Mamul", sayı 786, 1881, İstanbul | M. S. S. Minas | ||
|
|
|||
| 15. Kilikya Postası | Gürün, 8 Ocak 1881 | ||
|
II |
|||
|
Mıgırdiç Katolikos'un 3 faydalı icraatı; Sis'te piskoposluk bölgesi temsilcileri toplantısı; Gürün sakini; vaiz bir rahip; telgrafın düzensiz işleyişi. Kilikya Katolikosu Hazretleri bu şehrin cemaat mensuplarına 3 iyilik yaptı: 1. Düğünlerde rakı kullanımını yasakladı. 2. Müziği bütün Ermeniler için yasakladı; bu cemaat mensuplarına hem maddi, hem de manevi açıdan yardımcı oldu; bunu inkâr etmek adil olmaz. 3. Sahsor ve Karatepe mahallelerinde okullar açtı. Bu okulların adını duyduk, ama... Bu şehirde bazıları Katolikos Hazretleri'nin açgözlülüğü dışında nice uygunsuz kusurlarının bulunduğunu söylüyorlar... ama ben bu konuya değinmeyeceğim. |
|||
|
* * * |
|||
|
Katolikos Sıvas'tan dönerek Darende, Elbistan, Episos, Ulniya ve Kermanig'e uğrayarak 15 Ekim'de Sis'e vardı ve size de aktarmış olduğum gibi bu piskoposluk bölgesinin temsilciler kurulu 36 üyeyle Sis'te toplandı ve yapılan 5 oturum sırasında aşağıdaki meselelerle uğraştı:
A. Katolikosluk yetkileri meselesi. B. Merkezi yönetimle ilişkiler. C. Katolikosluk merkezi harabelerinin restore edilmesi. D. Katolikosluğun yıllık gelirleri meselesi. E. Katolikosluk kurullarının düzenlenmesi ve birliği. F. Dahiliye Nezareti'nden Katolikosluğa imtiyaz tanınması. Bu 6 mesele tutanağa geçirilerek, Katolikos Hazretlerinin şahsen İstanbul'daki yönetime getirdiği ayrıntılı bir rapor da hazırlanmıştır. Sayın başyazar, bu bilgilerin doğruluğundan eminim, fakat bundan sonrakileri haberlerden duymuş olup, size iletmeye değer buluyorum. Katolikos Mıgırdiç Hazretlerinin tahta çıkışından 15 Ekim 1880 tarihine kadar Sis Katolikosluk Merkezi'nden 2700 liralık masraf yapılmış ve aynı dönemde sadece 2000 lira gelir elde edilmiştir ve bu hesapla Sis Katolikosluğu 700 lira açık vermiş, Katolikos Mıgırdiç Hazretleri bu meblağı kendi kesesinden vererek Katolikosluk Merkezi'ne hediye etmiştir. Eğer bu haber doğruysa, Mıgırdiç Katolikos gerçekten övülmeye değer birisidir. Bu konuda şimdilik bu kadarıyla yetineceğim. |
|||
|
* * * |
|||
| Gürün halkı vaaz dinlemeyi sever, fakat dini önder vekili rahip Hovhannes'in vaazlarından niçin şikayetçi olduğunu bilmiyorum. Acaba bunun nedeni vaizin uzun uzun konuşması mı? Yoksa çok okumuşların anlayabileceği isimleri veya Voltaire'i vs. çok tekrarladığından halkın anlamaması mıdır? Bu husus beni çok şaşırttı, fakat inceleyerek, nedenini anlamaya ve size yazmaya söz veriyorum. | |||
|
* * * |
|||
|
Gürün 2500 haneden oluşan bir şehir olup, 1500'e yakın Gregoryen Ermeni, 700 Türk, 75 Protestan ve 50 hane de Katolik Ermeninin ikamet ettiğini sanırım biliyorsunuz. Gregoryen Ermenilerin 4 kilisesi, 12 papazı ve 9 öğretmen ve yardımcılarıyla 6 okulu bulunuyor. Protestan Ermenilerin 2 dua yeri, 2 vaizi ve 3 okulu vardır, Katoliklerin 2 kilisesi ve bir öğretmeni bulunuyor, ama okulu yoktur. Çocuklar kısmen Gregoryen okuluna devam ediyorlar.
Bu kiliseler ve okullar hakkında önemli bilgileri sürekli aktaracağım ve sonra da Kilikya'nın diğer şehirlerine geçeceğim. |
|||
|
* * * |
|||
|
Telgraf hattı Gürün'e 13 Ekim 1879'da döşendi ve lakin diyebilirim ki tüccarların önemli meselelerini hemen yerlerine iletemedi. Gürün'den Antep'e çekilmiş bir telgraf 8 günde, bir başkası 11 günde, bir diğeri de 5 günde yerine ulaştı. Maraş'a, Periya'ya, vs. çekilmiş telgraflar çoğu zaman 8-10-15 günden yerlerine ulaşmışlardır. Maraş'tan önemli bir telgraf buraya 17 günde geldi. Sonuçta Osmanlı telgraf bürolarına büyük bir karmaşa hakimdir ve genel kanıya göre memurlar kendi görevlerine ilgisizdirler. Bu yüzden telgraf müdürlüğünün dikkatini bu konuya çekme lütfunda bulunmanızı rica ediyorum. Çünkü bu kayıtsızlıktan devlet de zarar görür. Buna göre tüccarlar kendi önemli meseleleri hakkındaki haberleri postayla göndermeye mecbur kalmaktadırlar. Bu günlerde muhacirlerin de sahtekârlıkları ortaya çıkmaya başladı, ama hükümet yetkilileri olayları örtbas etmek istiyorlar, bu konuda yazmak istiyorum fakat zamanım dardır. Şimdilik size saygılarımı kabul edin sayın başyazar.
|
|||
| "Mamul", 13. yıl, sayı 782, İstanbul, 1881 | Mihrtad | ||
|
|
|||
| 16. Gürün | 6 Nisan 1884, Gürün | ||
|
... Sayın Başyazar Buradan birkaç sevindirici hadiseyi müjdeleme mutluluğuna ererek, beceriksiz kalemimi yazmaya zorluyorum. Bunun için de af diliyorum. A. Gürün'deki okullardan birkaçı hakkında değeli derginize zaten az çokbilgiler aktarmıştım. Fakat onların kötü durumu için hep üzülmüşsünüzdür. Sonunda bize iyileştirme görevlileri, 5 üyeden oluşan bir eğitim kurulu verdiği için Tanrı'ya şükürler olsun. Bu üyeler yönetim kurulu seçimiyle görev başına getirilerek cemaat okullarını ziyaret edip onların iyileştirilmesi için gerekli düzenlemeleri yaparak ve mütevelli heyetlerini bilgilendirerek yükümlülüklerini vicdanlarıyla yerine getirmeye başladılar. İşte adı geçen üyelerin adları: M. S. Misakyan Efendi, M. H. Piranyan Efendi, M. K. Topalyan Efendi, Melkon Kürkçüyan Efendi, Tatyos Piranyan Efendi. Gerçi yeni kurulan bu eğitim kurulunun değerli üyeleri görevlerini gerektiği gibi eksiksiz bir şekilde yerine getirme amacını gütmektedirler, ama Gürün'ün geri kalmışlığının nedeni olan göç bunlardan birkaçını daha erkenden kendi zehirle sıvanmış kucağına davet etti. Bunun sonucunda da gelişim süreci yavaşladı. B. Yeni yılı kutlama töreninin sevincini size zaten iletmiştik, şimdi bize, gene Lusavorçyan Kütüphanesi Derneği'nin mütevelli heyetinin himayesinde ve ona bağlı okulun öğrencilerinin konuşmalarıyla Meryem Ana kilisesinde yapılan Vartanans töreninin sevincini de size iletmek kalıyor. Değerli şahıslara önceden davetiyeler gönderildi ve saat beşte kilisesnin çanı çalmaya ve halk tören yerinde toplanmaya başladı. Tören saat 5.30'da dini önder vekilinin başkanlığında ve papazların, saygın beylerin ve eğitimi seven halkın önünde öğretmenin giriş konuşmasıyla başladı. Sonra iki öğrenci kürsüye gelerek törenin önemini vurguladılar(biri bu önemi kabul etmeyerek, diğeri ise aksini kanıtlayarak). Ondan sonra Vartanans azizlerinin şehadeti hakkında bir fikir oluşturmaya yönelik tiyatro tarzında konuşmalar oldu ve bu konuşmaları 5 öğrenci gerçekleştirdi. Bunun sonrasında Vartan Demirciyan adındaki öğrenci canlı hareketleriyle bütün seyircilere göz yaşları döktürdü. Birkaç konuşma yapıldı ve dernek başkanı dinleyicilere kendi istekleriyle törene katıldıkları için teşekkür etti. Tören dini önder vekilinin öğüt niteliğindeki sözleri ve takdisiyle son buldu. Doğrusunu söylemek gerekirse bütün dinleyiciler etkilendi, zira bu tören birincisinden hem dinleyici çokluğu hem de yapılan konuşmalar açısından daha görkemli oldu ve saat 8.30'da sona erdi. C. Yine Meryem Ana Mektebi Eğitimseverler Derneği'nin öğrencileri Meryem Ana kilisesinde sınava tabi tutup, ödül dağıtması. Bu şehrin öğretmenleri ve öğrenci velileri de davet edilmişlerdi. Okulun öğretmeni bay Nışan Çadırcıyan müzik hocası olup, bu görev için seçilmişti, gerçi müfettişlerin sadece müzik eğitimiyle ilgili beklentileri vardı, ama samimiyetle söylemek gerekirse öğrenciler diğer derslerde de umduğumuzdan daha başarılı oldular. Sınav 15 Mart'ta yapıldı, Mart'ın 22'sinde ise yine aynı yerde ödül dağıtım töreni düzenlendi ve böylece halk derin uykusundan uyanmaya başladı. Dolayısıyla bütün Ermenilere gelişim dileyerek sözlerimi noktalıyorum. |
|||
| "Mamul", 13. yıl, sayı 803, 1881, İstanbul | M. M. A. Zkonyan | ||
|
|
|||
| 17. Kilikya Postası | 22 Ağustos 1881, Gürün | ||
|
III. |
|||
|
1. Gürün okulları hakkında istatistikler 2. Ticaret hacminde azalma 3. Selin yol açtığı zarar 4. Acayip bir yargıç 5. Yeni bir dernek 6. Yeni bir okul Sayın Başyazar, Bir önceki makalede söylediğimiz gibi, şimdi Gürün'de 6 okul vardır, bunlar hakkındaki istatistiki bilgileri burada veriyoruz, siz ve okuyucular dikkatle okuyun. 1. Mesrobyan Okulu: Bu okul Sahsor mahallesindeki Aziz Kurtarıcı kilisesinin salonunda bulunan iki kısımlı bir okuldur. Kısımlardan biri derslik, diğeri ise alıştırma salonudur. Derslikte 50 öğrenci, öğretmen bay Sarkis Humatyan'ın gözetiminde ders yapmaktadır. Alıştırma salonunda ise 100'den fazla küçük öğrenci öğrenim görüyor. Onların(hem dersliğin hem de alıştırma salonunun) müzisyen hocası bay Hagop Kermanigli'dir, alıştırma salonunun da yardımcı hocası bay Tatyos Jamgoçyan'dır. Bir de kız okulu vardır. Buraya 20'den fazla kız devam etmektedir. Birlikte ele aldığımız bu üç okul karmadır. Bu okullara 170'ten fazla öğrenci devam etmektedir ve kendilerine yıllık 70 liradan fazla ödeme yapılan 4 personeli bulunmaktadır. Bu ücret aynı mahallenin "Siralir" Derneği tarafından verilmekte olup, öğrenciler okul ücreti ödememektedir. Bana göre bu okulun titiz olmayan bir mütevelli heyetine ve en azından 5 yeni öğretmene ihtiyacı var(zira duydum ki geçmişten bugüne bütün mütevelli heyetleri titizliği kendilerine ilke edinmişler). Bu şekilde okulda iyileştirme yapılabilir ve bu iyileştirmeyi tapmak kolay olup, diğer yandan parasal sorun veya öğrenci velileriyle pazarlık sorunu bulunmamaktadır. 2. Rupinyan Okulu: Bu okul Hasbağ mahallesinin Lusavorçyan Derneği'ne bağlı kütüphanede açılmış olup, 50 çocuk bay Manug Zkonyan tarafından eğitilmekte ve bir de yöneticisi bulunmaktadır. Bu okulun durumu yeterince iyidir. Gelecek 1 Mayıs'ta okulu daha da fazla iyileştirme sözü veren çalışkan bir mütevelli heyeti vardır. Eğer Minasyan mütevelli heyeti üyesi ve 1. başkanı olmaz ise bu okulun durumu daha da iyi olabilir(bazı şahıslar böyle deyip, herkesi buna inandırmaya çalışmaktadırlar). Bu okulun gideri yıllık 26 liradır. Bunun 18 lirası öğrenci velilerinden zorlukla toplanmakta, 8 lirasını ise Lusavorçyan Kütüphanesi Derneği fakir olmasına rağmen kendi kasasından ödemektedir. Bu durumun düzelmesini bekliyoruz. 3. Eğitimseverler Derneği Meryem Ana Okulu: Meryem Ana kilisesinin salonunda ve Eğitimseverler Derneği'nin sorumluluğunda açılmış ve iki kısma ayrılmıştır: biri derslik, diğeri alıştırma salonu. Derslikte 50 öğrenci okuyor ve bay Nışan Çadırcıyan(müzisyen) yardımcısı olmadan ders veriyor. Alıştırma salonunda 100'e yakın çocuk olup, bunlara bay Garabed Maraşlıyan ders vermektedir. Bu okulların mütevelli heyetinin sorumluluğunu bay Madatya adlı dinamik genç üzerine almıştır. Ona göre başka arkadaşların yokluğu hissedilmektedir. Yıllık 35 lirayı aşan bir gider hasıl olmakta, bunun bir kısmı velilerden toplanıp, diğer kısmı da Meryem Ana kiliisesi tarafından ödenmektedir. Bu okulların iyileştirilmesi için de biri derslik, biri de alıştırma salonu için olmak üzere en azından iki öğretmen lazımdır. 4. Maranyan Okulu: Bu okul da Meryem Ana kilisesinin salonunda bulunup, Maranyan sülalesinin yönetimindedir. Burada 30'dan fazla öğrenci öğrenim görmekte, bay Avedis Betigyan ders vermektedir. Fakat bu okulda Ulusal Tarih dersi yoktur ve lakin suç okulun olmayıp, hocanındır. Zira bu şahıs 7 yıl boyunca Gürün'ün çeşitli okullarında öğretmenlik yapmış ama Ulusal Tarihi hiç okutmamıştır. Bu okulun bir de yöneticisi olup, yıllık 40 liraya yakın bir gideri vardır. Bunun bir kısmı velilerden temin edilmekte, diğer kısmını da Maranyan ailesi ödemektedir. 5. Lusavorçyan Okulu: Ören mahallesinde Bartevyan Derneği sayesinde açılmış, 50 öğrencinin devam ettiği, Bay HAçer Mangırcıyan'ın ders verdiği bir okul. [Okulun] Bir mütevelli heyeti de vardır. Yılda 20 liralık bir masraf oluşmakta olup, dernek ve velilerce karşılanmaktadır. Her ne kadar kendisi özverili olsa da, bay Mangırcıyan'ın yöneticilik görevini yürütebilmesi için bir öğretmene gereksinim duyuluyor. 6. Şuğul okulu: Burada bay Hagop Yepremyan ders veriyor ve 30'a yakın öğrenci okula devam ediyor. Yepremyan'ın yıllık ücreti 24 Osmanlı lirası olup, bu meblağın büyük bir kısmı Yozgat'ta yaşayan birkaç vatansever bey tarafından ödenmekte ve küçük bir kısmı ise velilerden tahsil edilmektedir. Bu konuda yeterince blgi sahibi olmadığımdan, şimdilik sadece bu kadar yazıyorum. Sayın müdür, işte istatistiklerimiz bize gösteriyor ki Gürün'ün 6 okulunda 12 personel ve 480'den fazla öğrenci bulunuyor. 20'ye yakın Gregoryen çocuğun da Protestanların okulunda eğitildiğini söylemeyi unutmayalım. Böylece, öğrencilerin sayısı 500'den fazla olup, cemaat mensuplarına ait her 3 evden birinde okula giden bir çocuk vardır ve 1500 hanelik Ermeni cemaatinin öğrenim gören 500 çocuğu için 205 ya da 210 lira harcanmaktadır. Okuyucular Gürün okullarının ne kadar iyi durumda olduğunu tahmin edebilirler. Acı olan şu ki, bu 210 liralık masraf için de güvenilir gelir kaynakları tahsis edilmemiş olduğundan mütevelli heyeti üyeleri velilerden para toplama konusunda hep kepaze bir duruma düşmektedirler. Halbuki bütün okulların durumunu düzeltmenin ve güvenilir gelirler elde etmenin yolları, vs. mevcuttur. Çünkü eğer (Gürün'deki) cemaat mensuplarının sahip oldukları servet bir araya getirilip gayrimenkule yatırılırsa, yılda en az 600 lira gelir getiren mülklere sahip olurlar ve bu meblağlar da hem okulların ve kiliselerin giderlerini, hem de başka cemaat giderlerini karşılamaya yeter. Bu konuya başka bir gün değineceğiz. Ticaret Hacminde Azalma: Sayın başyazar, ticaret tamamen durdu ve halk gündeliğini kazanmak için ne işle uğraşacağını şaşırmıştır. Ne tarafa dönse zararla karşılaşıyor. Doğrudan veya dolaylı vergiler de günden güne artıyor, köylere yolculuk güvenli değildir, zavallı Ermeni halk ne diyeceğini bilemiyor. Eğer köyden birkaç ölçek buğday getirmek için bir koli malla köye gidecek olursa, tamamen soyulur ve bu bize şu Türk atasözünü hatırlatır "Palas'a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk" ve hükümete şikayette bulunup, yalvarmanın fayda getirmediği, memurların hem imparatorluk kasasından hem de acı çeken halktan çalıp keselerini doldurma gayreti içinde oldukları çoğu defa tekrarlanmıştır. Birçok malın fiyatı ucuzlamış olup, iflasın da ucuzlayacağı tahmin edilmektedir. Dikkatli ol, sayın başyazar, gazetelerini veresiye satma. Selin Verdiği Zarar: Gürün'ün neredeyse orta yerinden bir ırmak geçer. Bu ırmak her yıl Mart ya da Nisan ayında (karların erimesiyle) taşarak çok büyük zararlara neden olur. Bazen de can kaybına sebep olur derler. Bu yılki zararın 1000 mecide vardığı söyleniyor, ama bunun ne kadar doğru olduğunu bilemem. Acayip Bir Yargıç: Gürün'de acayip bir yargıç var. Darendeli olduğu ve tut sevdiği için kendisine "tutçu" derler. Bir defasında İdare kurulundaki yakışıksız hareketleri hakkında hazırlanmış bir mazbatayı (dışarıda) polisin elinden alır ve geri vermez. Kurul onu mahkemeye çağırarak mazbatayı ister, ama o "beni muhakeme mi edeceksiniz" diyerek sıvışır. İkinci bir mazbata hazırlanır, ama üzülerek söylüyorum ki bu da bir sonuç getirmez. Bu yargıç bunamış görünüyor. Eğer bunun birkaç icraatını anlatsam şaşıracaksınız. Ama okuyucuların bunu bir zaman kaybı olarak görmelerinden korkuyorum. Geçenlerde bu yargıç Bedayet kuruluna bir dava için gelen bir köylünün yanına çıkar ve elini köylünün göğsüne sokarak kesesini çıkarıp içinden 30 kuruş alıp, köylüye şöyle der: "benim filanca köylüde 30 kuruş alacağım var, sen de ondan al". Okuyucular bu tür memurlar tarafından yönetilen bir halkın huzurunu ve durumunu tahmin edebilirler. Bu şahıs ilk yargıçlık görevini burada yürütüyor,..."berberliği zavallı Gürünlülerin başını traş ederek öğrenecek". Yeni Bir Dernek: Yaş Tepe mahallesi Meryem Ana kilisesinin okuluna, Şuğul ya da Ören okullarına oldukça uzak olduğundan, çocuklar okullardan ne birine ne de ötekine devam edebiliyor ve pek çok çocuk eğitimsiz kalmıştır. Bu yüzden bu kayıtsızlık da adı geçen mahallenin değerli cemaat mensuplarının vicdanını sarsmış olmalı ki, sanıyoruz Ocak ayında bir dernek kurdular ve 20-25 liralık bir meblağ oluşturdular ve hemen bir okul inşa etmeye başladılar. Onlara başarılar diliyor ve bu dernek hakkındaki detaylı raporu, dernekler hakkında bilgi verirken aktarmaya söz veriyoruz. Yeni Bir Okul: ikinci makalemizde Gürün'de Ermeni Katolik okulu bulunmadığını yazmıştık. Sağolsunlar bizim sade yazımızdan teşvik alarak bir okulun gerekliliğini hissedip Yaş Tepe mahallesindeki bir evde bay Sarkis Harzvartyan adında Gregoryen bir Ermeniyi öğretmen yapıp bir okul açtılar. Şimdi hem Gregoryen hem de Katolik Ermenilerden 30'a yakın öğrenci bu okula devam etmektedir. Bu okulu henüz ziyaret edip ayrıntıları öğrenemedik, ama söz veriyorum ki bugün ziyaret edeceğim. İster inan, istemezsen sonra görürsün. Keyfin bilir. Şimdilik, sayın başyazar, bu defalık bu kadarıyla yetiniyoruz. Siz de yetinerek "Mamul"da yayınlayın ki o da okuyucularınıza aktarsın. |
|||
|
Dostunuz: Mihrtad
|
|||
| 14 Nisan 1881, Gürün | "Mamul", 13. yıl, sayı 812, 1881, İstanbul | ||
|
|
|||
|
18. KİLİKYA POSTASI
|
|||
|
XII.
|
|||
|
... Başyazar Bir an için dikkatini bana çevir ve ben de yazayım: geçenlerde Eğitimseverler Derneği'nin sınavı ve ödül dağıtımı yapıldı. Aynı şekilde de Rupinyan Okulu'nun sınav ve ödül dağıtım töreni. Şimdi her ikisinin de mütevelli heyetlerine ve öğretmenlerine teşekkür etmeye mecburuz. Zira her iki tören sırasında da birkaç çocuğun yaptığı konuşmalar seyircileri hayran bırakıp, çok memnun etti. Bu iki sınavı ve töreni başka bir cemaat mensubunun anlatmış olduğunu duymuş olduğumdan bu kadarıyla yetiniyorum. Rupinyan okulunun mütevelli heyeti bugün toplu halde istifa etti. Aynı şekilde duyduk ki adı geçen okulun Lusavorçyan Derneği Genel Kurul Üyeleri büyük ölçüde değişmiştir. Eğer bunun faydalı bir sonucu olursa halka ilan etmeye hazırız. Hasbağ mahallesinde öyle korkunç bir insan var ki Lusavorçyan Kütüphanesi Derneği'ni de devirme niyetindedir. Derneğin paralarını yiyip geri ödemeyi reddetmekte, derneğe üye bile olmadan utanmaksızın hesap sormaya cüret etmektedir. Dernek kurulu üyelerinin değişiminin bu canavar yüzünden gerçekleştiği sanılıyor. Dernek şimdi yeni yönetim kurulunun oluşturulduğunu ilan etti: Saygıdeğer M. Sarkis A. Minasyan, başkan; Saygıdeğer Krikor Der Aprahamyan, sekreter; ve saygıdeğer Hagop Jamgoçyan, sayman. Dernek, bağışta bulunan cemaat mensuplarının dernek için başka yerlere hediyeler vermemesini rica etmektedir. Zaten dernek her yıl(1 Mayıs'ta) kendi bütçe raporunu yayınlamayı tasarlamaktadır. Bu günlerde yine papazların kavgaları ve tövbe ediş dönemleri birbirine denk geldi. Gürünlülerin meşru ve bilgili bir papazı oldu: Der Horen Kiziryan. Kendisi önseziyle Denek Maden'e hareket etti. Şimdi Gürün'de kurullar, ruhaniler, yöneticiler ve istisnalar dışında okullar "Kürt çalar, çingene oynar" sözünü hatırlatacak bir durumdadır. Sonra görüşürüz. |
|||
| Mamul, 1882, sayı 946 | Saygılarımla, Mihrtad | ||
|
|
|||
| II | |||
|
Ricaların 4'üncü tekrarı. Nizamname'nin doğurduğu sonuçlar. Ölenlerin listesi. Sefalet. 1. Dördüncü ve altıncı makalelerin yayınlanması konusunda sizin inadınızı görerek bu makalelerin belki de kaybolduklarına dair şüphelenmeye mecbur kaldık ve işte bu defa yayınlamanızı rica ederek dördüncü makalenin ikinci örneğini gönderdim. Zira bir önceki makalede belirttiğim gibi, makalelerimiz büyük ölçüde gurbetteki Gürünlü gençlere kendi memleketleri hakkında bilgi vermeye yaramaktadır. İşimize dönelim. 2. Canına okuduğum Nizamname Gürün'ün başına bir çorap örecek, ama şu bir iki ayı da geçirmemiz gerekiyor. Kavga, anlaşmazlık ve kargaşa büyük adımlarla ilerlemeye başladı. Bu büyük adımların devam ederek şehirden çıkmasını ve rollerini başka yerde oynamalarını arzuluyoruz. 3. Bir iki haber daha verirsem borcumdan kurtulurum: A. Temsilciler Genel Kurulu öldü, yaşasın Siviller Kurulu. B. Eğitim Kurulu öldü, yaşasın öğretmenler. C. Merkezi Sandık öldü, yaşasın dernekler. Onuncu makaleyle Gürün'deki cemaat derneklerinin durumu hakkında bilgi vermeye başlayacağız. D. Papaz Der Movses öldü, sıra diğerlerinde... hay Allah! "diğerleri sağ olsun" diyecektim, affedersiniz. Ölüm döşeğinde olan 16 tane daha hasta var, onlardan da ileride bahsedeceğiz. 4. Sekizinci makalemde söylediğim gibi, Gürün'deki fakirlerin sayısı günden güne artıyor, bu yüzden bir komisyon kuruldu. Değerli komisyon hemen bağış toplama işine koyuldu. Bu bağışların miktarı 8 Ocak'ta 100 Osmanlı lirasına ulaşmıştı ve gitgide artarak bugüne kadar neredeyse 1500 liraya yaklaştı. Değerli komisyon bu meblağla buğday alarak fakirlere dağıtma niyetindedir. Bu parayla 1500 ölçek buğday alınabilir. Bu hayırlı iş için başarılar diliyoruz, ama fakir nüfusun içinde yaşadığı sefaletin üzerinde durmadan da geçemeyiz. Birçok aile uzun günler boyunca sıcak bir çorbadan mahrum kalmıştır. Çok şiddetli bir soğuk var ama kömür ve odunları yok. Küçük çocuklar ayaklarında bir çift ayakkabıları bile olmadığından soğuktan tir tir titriyorlar ve kuru bir ekmek bile bulmayarak zayıf düşüyorlar. Sokak çocuklarına çok sert davranılıyor; ekmek düşleyenler hapsediliyorlar. Zavallı halk ne yapsın? Ekmeği yok, giyeceği yok, kömürü yok ve her şeyden önemlisi işi yok. Gürünlü son zamanlarda geçimini kemer imal ederek sağlıyordu, kemer ticareti de tamamen durdu. O sefil fakirler topluluğu bir şeyi unuttu, o da mecidiyenin ve liranın ne renk olduğudur. Sevgili okuyucu, eğer bu sefil ailelerden birkaçının şaşırtıcı ve acınacak hikayesini anlatırsam ne kadar taş yürekli olursan ol, ağlarsın... ama şimdi "Tanrım! İsa, yardıma koş!" diye haykırmayı yeterli bularak sessizce acı çekiyorum. Eğer Gürünlü gurbetçi gençlerin memnun olacağından eminsen, yazacağım bir sürü konu var ama zamanım değerli. Ermeni gençler dostlarının fedakârlık ettiğini bilmelidirler. |
|||
| Mamul, 14. yıl, sayı 894, 1882, İstanbul | Mihrtad | ||
|
|
|||
| 19. Kilikya Postası | 18 Temmuz, 1882 | ||
| III | |||
|
... Başyazar Biliyorum, uzun süre sustum, fakat özür diliyorum, zira bir süredir başka bir işle meşgul olmaya mecbur kalıyorum. Bu şehirdeki derneklerden bahsetme niyetim vardı, fakat çeşitli nedenlerle başka bir defaya bıraktım. Şimdi yazmakla yükümlü olduğumuz güncel sorunlarımız var: 1. Sanıyorum "Manzume"nin 6842'inci sayısında Gürün'den gönderilmiş, bu şehrin müzisyeni olan Nışan Çadırcıyan'ın imzasını taşıyan bir mektup okudum. Nışan bey vekil Mehmet Asım beyin cemaat okulunu ziyaret ettiğini yazıyordu ve ayırdetmeden bir sürü şey sıralamıştı, bunu okuyan halk Gürünlülerin adil bir kaymakamı olduğu yanılgısına düşecektir, halbuki takındığı tutum bunun tersini kanıtlıyor... 2. Peki cömert, ağırbaşlı ve hakkaniyetli bir şahıs olan yeni yargıç Sabuncuzade Hüseyin Efendi'ye ne demeli? Nizamdan ayrılmayı sevmez ve hep şöyle der "Kötüye sahip çıkmayın, kötüler terbiye olsun, Devletin emri yerini bulsun". Gerçekten de Hüseyin Efendi reformcu ve kanunları uygulayan birisi olarak bize büyük ümitler veriyor. 3. Eğitim Kurulu uyuşukluğunu üzerinden biraz attı. Ama sebat edecek mi, bilmiyoruz. Cemaat Siviller Kurulu Allah'a emanet; yorulmak bilmeden çalışıyor. Cemaate faydalı olsun, ya da olmasın. Yedi üyeden ikisi kaldı, toplantılar yapıyor, iş görüyorlar ve birisi başkan vekili diğeri sekreter vekili sıfatıyla imzalayarak mektuplar yazıyorlar. Acaba bunların kurul üyeleri kim? 4. Bu şehirde konferans salonları açılıyor, konuşmalar yapılıyor, ama öte yandan 7 yıllık öğretmen "bedava konuşma yapılmaz" diyerek dinleyicileri kovuyor... vaktim olsa daha uzun yazacaktım, ama bu öğretmenin şansı varmış. 5. Sanırım 27 Haziran günüydü, Arabyan-Baronyan okulunun 9 aylık sınavı birçok şahsın huzurunda düzenlendi. Öğrenciler 3 dilde verilen derslerde hem çok başarılıydılar, hem de tatminkâr sonuçlar elde ettiler. Gerçekten de bay N. Terziyan'ın özverili çalışması büyük övgüye layıktı. Zaten seyircilerin gözlerindeki parıltı bunun kanıtıydı. Bu sınav öğrencilerin doğru ve cesur cevapları yüzünden Gürün'de düzenlenmiş sınavların en iyisi sayıldı demeye cüret edeceğim. Daha ayrıntılı yazmayı isterdim. Ama duydum ki başka bir cemaat mensubu bu sınavların ayrıntılarını yazmış. |
|||
| "Mamul", sayı 933, 1882, İstanbul | Mihrtad | ||
|
|
|||
|
20. ... Aşağıdaki yürek sızlatan mektuplar bize Gürün'den gönderilmiş olup, acilen yayınlıyor ve Milli Yönetim Kurulu'nun derin dikkatini adı geçen şahsın serbest bırakılması hususuna çekiyoruz. |
|||
| 12 Kasım 1882, Gürün | |||
|
... "Mamul" dergisinin başyazarı, K.Ayvazyan, İstanbul Milletini seven beyefendi, Kutsal görevi ve ilkesi her Ermeni bireyin tecavüz edilen hakkını korumak olan size 18 ayı aşkın bir süredir Sıvas hapisanelerinin derinliklerinde feryat eden ve bu kadar zamandır kendisiyle ne Patrikhane'nin ne de Sıvas dini önderinin ilgilenmemiş olduğu Mardiros Kasbaryan Palayans'ın acınacak durumunu anlatmak bizim için bir yükümlülüktür. Bu gencin bize gönderdiği iki mektubu size ilişikte göndererek bu zavallı genci kurtarmak için her türlü çabayı göstErmenizi ve fedakârlığa katlanmanızı ve uygun kişilerin dikkatini çekerek onları maddi imkânlarını kullanmaya davet etmenizi rica edip dikkatinizi bu noktaya çekiyoruz. Biz bu kadarını yeterli addederek, zaten ayrıntıları kendi mektuplarında bulacağınızı belirtiyoruz. Dolayısıyla eğer uygun bulursanız hem bu mektubun, hem de sözü edilen mektupların uygun görülen kısımlarını derginizde yayınlama lütfunda bulunun. Böylece kutsal görevinizi yapmış ve bizi de size minnettar kılmış olacaksınız. |
|||
| Saygılarımızla, Gürün'deki aboneleriniz | |||
| S. H. Tercanyan, M. S. A. Minas | |||
|
|
|||
| Sıvas Devlet Hapisanesi | 25 Ekim 1882 | ||
|
Sarkis Mahdesi Minasyan Ağa ve Sahag Hacı Tercanyan Ağa |
|||
| (derin bir yakarış) | |||
|
İyiliksever ve milletini seven ağalar, eylül ayında yazdığım dilekçenin cevabını hasretle bekliyorum; ama henüz haber alamadım. Öyle gözüküyor ki ricamı kabul etmeyerek kulak tıkayacaksınız. Fakat yürekten yalvarıp yakarıyorum. Derin bir şekilde feryat ediyorum, sorunumla ilgilenin, sizden de umudumu kesersem, kime başvurayım? Yalvarıyorum kardeşlerim, ne kadar sefil bir gurbetçi Ermeni oldum, kime el uzatsam elim boşta kalıyor. Oh! yalvarırım isteğimi karşılayın, Ermeni ve gurbetçiyim, bu kadar çok Ermeninin yaşadığı bir memlekette bir gurbetçinin elleri bağrında para yüzünden hasret kalması milletimize yakışmaz. Ey iyiliksever ağalar, ellerinizi ve ayaklarınızı öpüyorum millet sevgisi adına yakarışlarıma kulak vererek şu gurbetçiyi esirgeyin ve özellikle de İsa'nın hayat veren Kutsal Haç'ı adına şu mektup getiren Saliç'le bize cevap gelip gelmediğini bana yazmıyorsunuz. Mateos Ağa'ya yazın, veya Haçik Manitetelyan'a yazın, sonuç olarak [size] kesin bir umut bağlayarak ilgilerinizi bekliyorum. Tekrar yalvarıyor ve rica ediyorum, bu defa bekletmeyin. Sizin sebatlı olmanızı arzulayan Rusyalı Mardiros Palayans sağolun diyor. Zavallı ve gurbetçi halime acımanız için nasıl yazacağımı ve yalvaracağımı bilmiyorum. Yanımda değilsiniz ki ayağınızı öpeyim, kalkıp ellerinizi öpeyim ve ağlayarak gözyaşlarımla ayaklarınızı yıkayayım. Ey iyiliksever ağalar, ne kadar kötü kaderim varmış ki tatlı suyumu acı yaptım. Şimdi ben ne yapayım? Kime başvurayım? Kime yalvarayım? Kime yakarayım? Şaşırıp kaldım, ah beyler, toprağın derinliklerine düştüm, elimden tutup kurtarın. Ebeveynleriniz ve sağılığınız aşkına bana yardım etmeniz için gözyaşları dökerek yalvarıyorum. Çok saygıdeğer Hacı Sarkis Ağa Minasyan ve Sahag Efendi Hacı Tercanyan, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. |
|||
| "Mamul", sayfa 261, 1882, İstanbul | |||
|
|
|||
| 21. Küçük Asya'dan Mektuplar | Gürün, 30 Haziran 1882 | ||
|
Saygıdeğer Kevork Efendi G. Topalyan'a şükran ifade eden birkaç satır yerleştirmemiz için değerli "Masis"iniz'de küçük bir köşe tahsis etme lütfunda bulunun. O vatansever bir davranışla buradaki Sahsor mahallesinin cemaat okuluna ve soydaş gençliğe bir nüsha Masis hediye etti. Adı geçen hayırsever sayesinde millete faydalı o gazeteyi okuma şansını elde eden Ermeni gençliği ve çocukları adına ona alenen derin şükranlarımızı sunuyoruz. Keşke yetenekli soydaşlarımız da, Boğaz'ın muhteşem kıyılarındayken bile kendi zavallı memleketinin sahipsiz okulunu ve kimsesiz gençliğini hatırlamayı unutmayan onu örnek alsa. Bu vesileyle, beyefendi, cemaat öğrencileri kitlesinde ileri adımlar atıldığını görmeyi hep arzulayan okuyucuları avutacak, sevindirici bir haberi Kilikya'nın karanlık yarıklarından size iletiyorum. Ayın 27'sinde Sahsor mahallesinin Mesrovbyan okulunda Arabyan-Baronyan okulunun 8 aylık sınavı dini önder vekili papaz Der Kasbar'ın başkanlığında ve bu şehrin önde gelen cemaat mensupları ile yoğun bir kalabalığın huzurunda yapıldı. Sınava seyirci sıfatıyla ve kendi isteğiyle buranın yargıcı Sıvaslı Sabuncuzade Hüseyin Efendi de buranın yerlilerinden Hacı Ali Efendizade Kâmil Efendi'yle birlikte katıldı. Müfettişler şunlardı: Manug Zkonyan (Ulniyalı), Hagop Jamgoçyan, Sıvaslı Nışan Çadırcıyan, bir de biz. Sınav konuları ise şunlardı: ulusal tarih, coğrafya, dilbilgisi, matematik, edebiyat, Türkçe ve Fransızca. Sınav saat 2'de başladı ve saat 6'ya kadar sürdü. Sınavda özverili öğretmenin(Sıvaslı Nışan Efendi Terziyan) yorulmak bilmeyen çabaları ve öğrencilerin, özellikle coğrafya ve Fransızcada kaydettikleri hissedilir ilerleme göze çarpıyordu. Bu sevindirici manzaraya bay Çadırcıyan'ın bazı müzisyen öğrencilerinin söylediği milli, duygulandırıcı şarkılar da hoş bir ortam yaratmıyor değildi. İlerici yargıç temenni ve teşekkürlerini sunup ayrıldıktan sonra, Manug Zkonyan kısa bir konuşmayla sınavı övdükten sonra, müfettişler adına bay Arabyan ve Baronyan fedakâr öğretmeni ve çalışkan öğrencileri tebrik etti. Sonra da tören son bularak, kalabalık büyük bir memnuniyet içinde dağıldı. Sayın başyazar, eğer bu mahalle için avutucu bir şey varsa o da tabii ki düzeni ve devamlılığıyla buradaki cemaatin gelişimi için muhteşem bir gelecek vaadeden Arabyan-Baronyan okuludur. Zira bu okulun öğrencilerinin büyük bir kısmı zenginlerin ve önde gelen kişilerin çocukları olduklarından, tabii bir gün cemaat işlerinin yönetimi ardarda onlara teslim edilecek ve onların kendi ebeveynlerinden farklı bir tutum takınarak birlik ve uyum içerisinde vatan ve millet yararına çalışacaklarını ve gelişime maddi ve manevi açıdan katkı sağlayacaklarını ümid etmek istiyoruz. Beyefendi, doğaldır ki gülü dalından koparan dikenini de birlikte koparır, zira ikisi biraradadır. Bu yüzden nazik okuyuculara bu büyüleyici manzaranın yanında bir de üzücü manzara göstermek istiyorum. Yukarıda Mesrovbyan okulunun adını verdim, şimdi onun sadece adı kalmış ve kişisel tutkulara kurban gitmiştir. Bu kutsal yuva 150 kadar Ermeni çocuğuna cemaat okulu olarak hizmet veriyor ve 8-9 yıl önce kurulmuş olan Siralir derneğinin yaptığı masraflarla ayakta kalıyordu ve son yıllarda yavaş yavaş düzelmeye ve ilerlemeye başlamıştı. Fakat bu mahallenin kilisesinin inşaatı nedeniyle adı geçen derneğin üyeleri arasında patlak veren anlaşmazlıklar nedeniyle maalesef kapandı. Şimdi zengin evladı oldukları için başka okullara parayla yazılabilenler dışındaki diğer zavallı öğrenciler bahçelerde ve sokaklarda üç aydan beri boş boş geziniyorlar. Bu okulun yöneticisi de geçimini sağlamak için okulun ilkokul kısmında her bir öğrenciden maddi olanakları ölçüsünde ücret talep ederek kendi görevine devam ediyor. Onun 110 kadar öğrencisi olup, verdiği eğitimi eğitimden ziyade çobanlık, yaptığını da öğretmekten ziyade eğlendirmek diye adlandırmak daha uygun düşer. İşte şimdi Gürün'ün, özellikle de bu mahalle halkının fakir kesiminin acınacak durumu budur. Bunun manevi sonuçları çok acıdır. Ören denilen mahallenin durumu da aynıdır. Bu mahalledeki kilise ve okul da menfur karışıklıklar sayesinde üç aydan beri kapalı bulunmaktadır ve partiler eğer kendi lehlerinde bir karar alınmaz ise, cemaat kurulunu biri Katolik diğeri de Protestanlığı kabul etmekle tehdit etmektedirler. Protestanlar bundan fayda sağlamak istediklerinden, "kurt dumanlı havayı sever" diyen Türk atasözüne uygun olarak Sahsor mahallesindeki gibi aniden kilsenin yanına bir dua yeri açtılar. Sahipsiz millet! Çobansız sürü! Beyefendi yazacağım daha çok şey var ama bu seferlik bu kadar yeter. |
|||
| Saygılarımla | |||
| "Masis", 1882 | Sarkis H. Humatyan | ||
|
|
|||
| 22. Küçük Asya'dan Mektuplar | Gürün, 25 Şubat 1883 | ||
|
Bu şehrin cemaat mensuplarının ekonomik ve maddi durumunu size anlatma talihsizliğini yaşıyorum. Memleketten bir genç olarak bu durumu yakından bildiğim için kendi kabiliyetim elverdiğince onu takdim etmekten, haşmetli hükümdarın merhametini ve yeni seçilmiş Ulusal Yönetim Kurulu'nun dikkatini bu noktaya çekmekten çekinmiyorum. Belki birçok kişinin Gürün'deki ekonomik hayat hakkında olumlu bir fikri vardır ve şal üretimini onun refahı için bitmek tükenmek bilmeyen bir kaynak olarak görmektedir. Gerçekten de Gürün geçmişte bir süre gelişmiş ve yıldızı parlamış, ancak doğru tahlil etmek gerekirse, bugün aşırı bir geri kalmışlık ve tahammül edilemez bir sefalet içinde bulunmaktadır ve doğal olarak onun bu son durumu yakında kendisini yokolmaya mahkûm edecektir. Gerçi şom ağızlı olmak istemem, ama mevcut durum kaçınılmaz geleceği açık bir şekilde göstermektedir. Zira 1500 hanelik Ermeni nüfusun çoğunluğu (parmakla sayılabilecek birkaç büyük aile dışında) günlük yiyeceğe ve erzağa muhtaçtır ve yapılan bağışlar sayesinde yaşamlarını sürdüren aile sayısı çok fazladır. Çünkü bir pazar günü geçmiyor ki papazlar kilise ayini sırasında göz yaşlarıyla şu veya bu ailenin açlığını ve çıplaklığını isimlerini vererek ve onlardan çok daha zavallı bir durumda olan halktan merhamet dileyerek ilan etmesinler(tabii aynı vatanın talihsiz evlatları oldukları için, kıskançlık uyandıracak hiçbir şeyi olmayan bizim Türk vatandaşlarımızın durumunu belirtmek de lüzumsuzdur). Gerçekten de bunların gayretliliği ve yorulmak nedir bilmez çalışması inkâr edilemez, ama üç acımasız cellat onların emektar kollarını öyle bir bağladı ve gevşetti ki doğuştan gelen onurlarına ve dinamizmlerine rağmen, istemeksizin dilenci olmaya mecbur kaldılar. Peki bu üç cellat kimlerdir? : ekmek kıtlığı, işsizlik ve eşkıyalığın artması. Ekmek kıtlığı: çoğu kimsenin bildiği bir talihsizliktir ki bu şehir çevresiyle birlikte dokuz yıldır ekmek sorunu altında eziliyor ve zenginliğini çalan, servetini bitiren, ambarlarını boşaltan, kesesini silkeleyen ve "akıllı insan rahatını, aptal ise vatanını arar" atasözünü doğrularcasına çoğu kişiye vatanını inkâr ettiren o acımasız düşmana karşı mücadele veriyor. İşsizlik: bu da bu zavallı halka birinciden az darbe indirmedi ve günden güne onu kin dolu gözlerle tehdit ediyor. Öyle ki burada çalışan bileklere, bırakın yağ ve eti, hiç olmazsa kuru bir ekmek sağlayan yasal stoklar ve kamu yararını gözeten teşebbüsler mevcut değildir. Besleyici yağ ve eti ise unutun, onları belki rüyalarında görüyorlar. Zira bulunan stoklar çok eski olup, tufan devrinden kalmadır. Gerçi geçmişte şal üretimi hayatımıza yeterince kolaylık getirmişti, fakat bazı adi işçilerin düşüncesizliği o kazanç kaynağını da başka birçok şehre yayarak bitirmiş ve kurutmuştur. Onlar kendi ekmeklerini başkalarına vermişlerdir ve bugün çok başarılı bir şal dokumacısı bütün gün ve geceyarısına kadar çalışarak 3 kuruş kazanamamaktadır. Halbuki kendisini en az 5 veya 7 aç aile ferdi beklemektedir. Bundan çıkarılacak sonuç, bir çilecinin hayatının bunlarınkinden daha mutlu olduğudur. Eşkıyalık olaylarının çokluğu: bu üçüncüsü Küçük Asya'da zaten çok rastlanan bir olay olmakla birlikte yol, can ve mal güvenliğini ortadan kaldırarak iyiliksever hükümetin çıkarına ve çalışkan halkın ilerlemesine karşı çıkan eşkıyalar sayesinde özellikle bu taraflarda daha fazla ağırlık kazanmıştır. Bununla birlikte, burada devletin askeri vergilerinin ağırlığı da zavallı halka az dert olmamıştır. Bu vergileri 1100 lira olarak hesaplamışlardır, halbuki zavallıların bunun yarısını bile ödeyecek güçleri yok ve şu veya bu vesileyle duyuyoruz ki gelecek ilkbaharda büyük bir kalabalık kuru bir ekmek bulma umuduyla şuraya veya buraya göçetme niyetindedir. Ağlanacak bir durum. Biliyor musunuz, bundan önce kaç yüz güçlü veya güçsüz aile başka yerlere göçetti? Halbuki onların burada bulunması fukaralar için çok önemliydi ve bu yüzden sefiller topluluğunun acı durumu dayanılmaz bir hal almıştır. Öyle ki geçen gün Ören ve Şuğul denilen mahallelerden imza toplanarak hükümete sunulmuş ve şöyle denilmiştir: "ailelerimiz ve çocuklarımız aç ve çıplak olduklarından devlete vergi ödemek bir yana, eğer bize hemen yardım edilmez ise birkaç gün içinde onları kilise ve cami kapılarına dizerek dilendirmeye mecbur olacağız; durum böyle iken imparatorluk vergisini nasıl ödeyelim?", vs.. Aynı şekilde dün de birçok Türk "ekmek" diye feryat ederek kaymakama bir dilekçe vermiş, o da sanıyorum yüce Sıvas valisine öneride bulunmuştur. Karahisar adlı 50 haneli Ermeni köyünün cemaat kuruluna gönderdiği ve bugün yazma talihsizliğine erdiğim ekmek konulu dilekçesinden bahsetmeyeceğim. Sonuç olarak her yerden "ekmek! ekmek!" diye feryatlar yükseliyor ve sayın başyazar, doğrulanmış kaynaklardan duyduğumuza göre buradaki cemaat kurullarından Ulusal Patrikhane'ye bu veya buna benzer anlamlar taşıyan dilekçeler gönderilmiş, tebalarını seven imparatorluk hükümetinin bu şehirde ödenen askeri vergileri yarı yarıya azaltması ve şal üretimini başka şehirlerde yasaklayarak bu mesleğin gelişimini teşvik etmek için bu imtiyazı sadece (onun mucidi olan) Gürün'e 10-12 yıllığına tanıması için ricada bulunarak merhamet dilemişlerdir. Sonuçta halk umutsuz bir durumdadır. Göçetme fikri giderek daha fazla güçleniyor ve günün birinde Gürün'ün bir harabe yığını olarak anılma talihsizliğine ermesi tehdidi mevcuttur. Buna ancak Haşmetli Hükümdar engel olabilir. Eğer bunu yayınlama lütfunda bulunursanız, daha sonra bu şehrin ve onun köylerinin manevi durumunu size ayrıntılı olarak anlatacağıma söz veriyorum. |
|||
| "Masis", sayı 3441, 1883 | Sarkis H. Humatyan | ||
|
|
|||
| 23. Gürün Piskoposluk Bölgesi | 9 Şubat 1883, Gürün | ||
|
Aşağıdaki, Gürün Cemaat Kurulu üyeleri adına Patrik Hazretlerine gönderilmiş bir toplu dilekçenin kopyasıdır. Ulusal Yönetim'in Başkanı Sayın Patrik Hazretleri Sizin yüce patriklik makamına tekrar dönmeniz, aç, korumasız, mahvolmanın eşiğindeki bu şehrin Ermeni halkını hep birlikte hevesle kiliseye yönelmeye, kilisenin ve vatanın cesur koruyucusu için Tanrı'ya ve iyiliksever İmparator'a sayısız dualar etmeye teşvik etti; Tanrı ve İmparator, sevgili patriğimizin yeniden makamına kavuşmasına, özellikle de istisnai bir lütufla patriğimizin gerektiğinde aynı Haşmetli İmparator'un huzuruna kadar çıkıp halkı ve bütün dini çıkarları korumasına izin verdiler. İşte bundan cesaret alarak bizim dayanılmaz halimizi size acilen anlatıyoruz. Durumumuzdaki iyileşme ülkeye şeref, halka da ekmek ile iş temin edecektir. Öyle halklar vardır ki tembellikle kendi mutluluklarının kefenini kendileri hazırlarlar. Onların hakettiği sonsuz sefalet ve fakirliktir. Deha, yetenek sahibi ve faal olan, ancak içinde bulundukları durum yüzünden bunları kullanamayan halklar ise doğal olarak bütün sıkıntı ve engellerin ortadan kaldırılması için alçak gönüllülükle hükümdarlarına başvuracaklardır. Bu şehrin halkı da bu ikinci gruptandır. Çoğu kişinin bildiği gibi onlar başlangıçtan beri oradan başka ticaret şehirlerine gitmişler ve ticaretle ilgili çeşitli işlerde başarı göstermişlerdir. Sermayesi olmayan halk ise kendi kendine bugünkü ilkel haliyle bile memlekete ve Ermenilerin yaratıcılığına onur veren şal üretimini icât etmiş ve onlar bu meslekleri sayesinde devlete vergi verirken, yardımlarda bulunurken ve hayırsever işlerde göreceli olarak hep en cömert davrananlar olmuşlardır. Ancak 2-3 yıldan beri başımıza her türlü kötülük gelmeye devam ediyor. Örneğin muhacirler gelip Ermenilerin 2000 lirayı aşan değerdeki mülküne el koydular ve orada evler inşa ediyorlar. Geçen yıl Gürün'ün Şuğul adlı mahallesindeki evleri ve bağları büyük bir sel aldı ve büyük zararlar vererek tamamen tahip etti. En dayanılmaz olanı ise buğday ve ekmeğin aşırı pahallılığı ve köylerle ticaret yaparak günlük erzağını temin eden fukara halk için yolların tehlikeli olmasıdır. İşte bu vesileyle bu şehrin güçlü insanlarının büyük bir kısmı gruplar halinde göçetmiş ve göçetmektedir. Öyle ki bu şehirde yedi ya da sekiz güçlü aile kalmıştır, onların elindeki her şey ekmeğe muhtaç fakirlere dağıtılsa dahi, bir-iki aylık erzak olur. Çalışan kesim ise, işlerin bu halinden umudunu kesip, karısını ve çocuklarını kapının ardında aç bırakarak hiçbir zaman elde etmemiş olduğu bir parça ekmek arayışıyla yabancı diyarlara doğru yola çıkıyor. Dolayısıyla şal dokuma mesleği gelişeceği yerde, onun sağladığı gelir memleketin de zararına olacak şekilde sonsuza dek ortadan kalkmıştır. Ey Patrik Hazretleri! abartmadan size halkın gerçek durumunu anlatıyoruz. Halkın barınma, giyim ve yiyecek sorunları ikincil ihtiyaçlardır. Bugün kuru bir ekmeğe muhtaç bir şekilde, gruplar halinde mahalle mahalle dilekçelerle hükümetten ekmek dilenmektedirler. O da sorunu "ekmek" feryatlarıyla kuşatılmış olan Cemaat Kurullarına havale ediyor. Kilisenin kapısına sık sık yeni doğmuş bebekler bırakılıyor, zira babasının onu besleyecek ekmeği, annesinin de sütü kalmamıştır. Bütün bunların üzerine devlet vegilerinin ağır olması da eklenmiştir. Bundan dolayı da ekmek derdini unutup ev, mobilya ve eşyaları kendi borçlarını ödemek için satmaktadırlar. Sonuç olarak, yerel hükümet halkın fakirliği ve can çekişmesinden dolayı ümitsizliğe kapılarak ekselansları Sıvas valisine rapor verdi ve biz de kurul üyeleri olarak sizin sayenizde bolca akan göz yaşlarımızı Haşmetli Hükümdarımızın merhametine sunuyoruz ki, eğer mümkünse istisnai bir yardımla başka yerlerde şal üretimi yapanlara zarar vermemek amacıyla onlara bir yıl mühlet vererek, özel bir izinle şal üretimi 10 yıllığına sadece bu şehirde yapılsın(*). Aynı şekilde, bu şehrin yaratıcılığını teşvik etmek ve sefaleti ortadan kaldırmak için bütün yerel icatlar da aynı izne tabi olsun. Zira genel olarak Ermeni ve Türk işçileri bu şekilde kendi mesleklerini icra edebilirler ve fakirlik sonsuza kadar ortadan kalkar ve meslek böyle ilkel, düşük düzeyde ve kârsız haliyle kalacağına, ilerleyerek İran'daki ve başka yerlerdeki bütün el işçilerinden daha üstün bir duruma gelir. Resmi olarak doğruladık ki bu onyıllık izin süresi zarında, verimleriyle Osmanlı ülkesine şeref veren, satış fiyatını düşürmeye katkıda bulunan kurmak mümündür. Eğer bu meselemiz böyle vatansever bi Büyük Vezir'in döneminde kabul görmez ise, hiç değilse, askeri devlet vergilerinin bakiyesinin bu fukara halkın göz yaşlarını dindirmek amacıyla bağışlanması ve kârlı dönemlerdeki ölçütlerle hesaplanmış 1050 liraya varan mevcut verginin merhamet ve Haşmetli İmparatorumuza duyulan sevgi namına yarı yarıya hafifletilmesi için göz yaşlarıyla yalvarıyoruz. Haşmetli İmparatorumuzun çok değerli hayatı ve tahtının sarsılmaz kalması için zavallı halk adına yürekten duacıyız. Dolayısıyla, ey saygıdeğer peder! bizim bu ekmek sorunumuzu Hazretlerinizin ikinci tahtının önüne seriyor ve mütevazı bir şekilde babamız olarak onu Haşmetli Hükümdarımıza takdim etme lütfunda bulunmanız için yalvarıyoruz. Padişahımızın merhametini sabırsızlıkla bekleyen Hazretlerinizin mütevazı evlatları: |
|||
|
Cemaat Kurulu Adına (İmzalar) |
|||
| (*) Bu istek yersiz ve kanuna aykırıdır. Küçük Asya'da Ermenilerin yaşadığı başka şehirler de vardır ve onlar da Kayseri ve Maraş şal dokumacıları örneğinde olduğu gibi daha az sıkıntı çekmemektedirler. Eğer Gürünlülerin ürettiği şal daha kaliteli ve daha ucuz ise satış tekelini kendiliğinden ele geçirir; eğer değilse, hangi hakla diğer şehirlerin endüstrisine yasak getirilebilir? | |||
|
|
|||
| 24. Kilisenin Dahili Hayatı | 16 Kasım 1884, Gürün | ||
|
Geçen pazar günü Şişmanyan Piskopos Hazretlerinin takdisiyle papazlar sınıfına iki görevli daha eklendi. Biri yerli halktan Toros Cemcemyan adlı şahıstır, diğeri ise öğretmenler grubundan Sıvaslı bay Apisoğom Hovagimyan'dır. Birincisi Der Hımayag adını aldı: eğitimli birisi olmamakla birlikte, namuslu ve örnek bir hayat sürmüştür. İkincisi ise Der Karekin oldu: çok iyi eğitilmiş ve bugüne de aynı ölçüde namuslu bir hayat sürmüştür. Burada bir iki aydan beri "Mıgırdiçyan" adında yeni bir Protestan tarikatçı ortaya çıktı. O, çocukken yapılan vaftizin geçersiz olduğunu ve ruhların kurtuluşu için erginlik yaşına gelindiğinde tekrar vaftiz olunması gerektiğini iddia ederek yeniden vaftiz olma vaazları veriyor. O saygıdeğer Protestan rahip geçenlerde aptalın birini yeniden vaftiz olmaya ikna etti ve onu değirmenin deresine sokup çıkardı ve az kalsın ilk vaftiz ettiği insanı suda boğarak öldürecekti. Aklı gibi bir ayağı da sakat olan Protestan rahip, geçen pazar günlerinden birinde kiliseye gelerek, ayin bitince kilise girişinde saçma sapan sözler söylemeye başladı. Piskopos Şişmanyan bu olayı duyarak, onu dışarı attırdı. Ertesi pazar da vaftiz konusunda bir vaaz vererek kesin kanıtlarla ikinci vaftizin gerekliliğini çürüttü ve halkı bu tarikatçıya karşı dikkatli olması ve Hristiyan Kilisesinin sağlıklı doktrinine ters düşen böyle çocukça yıkamalardan uzak durması öğüdünü verdi. | |||
| "Arevelk", sayı 281, 1884 | |||
|
|
|||
| 25. "Arevelk"in mektupları | Sıvas, 3 Nisan 1884 | ||
|
"Arevelk"in 60'inci sayısında büyük bir hayretle okuduk ki Kilikya Katolikosu Mıgırdiç Piskopos Ulusal Patrikhane'yi Sadaret'e şikayet ettikten sonra, Kilikya piskoposluk bölgelerini Eçmiyazin piskoposluk bölgeleriyle birleştirdiği için Sıvas önderi Bedros Piskopos'u da şikayet etmiş. Gerçekten de Kilikya Katolikosu Hazretlerinin millet için zararlı bu yönelimlerinin yarattığı üzücü durumları ve yüreğimizdeki acıyı ifade etmek için söyleyecek söz bulamıyoruz ve tabii Ulusal Merkezi Yönetim Kurulu'nun cemaatin genel çıkarlarını etkin bir şekilde koruyacağını bildiğimizden, Kilikya Katolikosunun o asılsız şikayetlerini reddederek, Katolikos Hazretlerinin bu şehrin dini önderiyle ilgli yersiz şikayetleri hakkında birkaç söz söylüyoruz. Bu Mıgırdiç Katolikos'un Sıvas dini önderini ilk suçlayışı değil; bundan dört ay önce de Bedros Piskopos Hazretlerinin Kilikya piskoposluk bölgelerinden Gürün, Darende, Mancılık, Aziziye, Gedig ve Emleg nahiyelerinin yıllık cemaat vergilerini zorla topladığını, karşı gelenleri de "hükümetin huzurunda işlerinize sahip çıkmam" diyerek tehdit ettiğini söyleyerek ve [Bedros Piskopos] "bu yerleri yabancı bir devletin egemenliği altına sokmak istiyor" diyerek özel bir yazıyla bu şehrin saygıdeğer valisine şikayette bulunmuştu. O zaman Bedros Piskopos bu şehrin köylerini ziyarete gitmiş olduğundan Mıgırdiç Katolikos'un bu suçlayıcı yazısı saygıdeğer vali tarafından kendisine iletilmiş ve Piskopos Hazretleri de gereken yalanlamayı göndermişti. Bu defa ise Katolikos Hazretleri kendi asılsız suçlamasını Sadaret'te de tekrarlamış ve ulusal gazeteler de kamuoyunu bundan haberdar etmiş oldukları için gerçekleri anlatmayı bir adalet borcu saydık. Bundan önce istifacı Mancılık dini önderi Zakarya piskopostan oradaki manastır hesaplarını talep etmek için Ulusal Patrikhane'den ardarda gelen yazılı emirler üzerine Bedros Piskopos Mancılık'a seyahat etmek zorunda kalır. Fakat Gazi Mağara adlı köye vardığında, Zakarya piskoposla görüşerek, kışın sert iklim şartları da buna eklenince Sıvas piskoposluk bölgesinin köylerine döner ve onları ziyaret ederek Sıvas'a geri döner. İşte bütün gerçek budur, fakat Mıgırdiç Katolikos'un hangi ruh hali ve amaçla kesin yalanlar üreterek Bedros Piskopos'u Gürün ve çevresindeki köylerden zorla dini vergiler toplamakla, tehdit etmek ve Kilikya piskoposluk bölgelerini yabancı devlet tebası bir katolikosluk ile birleştirmeyi istemekle resmen suçladığını bilmiyoruz. Halbuki Bedros Piskopos öyle bir şey talep etmek için ne Gürün'e ne de başka bir yere ayak basmamıştır, tehdit de etmemiştir, ne de Kilikya piskoposluk bölgesindekilerin yüzünü görmüştür. Acaba bundan üç sene evvel Sıvas'a gelip, Sıvas dini önderinin faaliyetlerini görerek, Sıvas Vilayeti'nin önemli konumunu da dikkate alarak Bedros Piskopos'a Gürün ve çevresiyle ilgili sivil işleri düzenlemesi ve hükümet huzurunda onların temsilcisi olmasını kendiliğinden teklif eden ve bu amaçla rahip Hovhannes'i de Gürün'e dini önder olarak götüren Mıgırdiç Katolikos'un ta kendisi değil miydi? | |||
| "Arevelk", sayı 88, 1884 | |||
|
|
|||
|
26. Ulusal Haberler - Türkiye'deki piskoposluk bölgeleri Eçmiyazin Dinişleri Kurulu tarafından katolikosluk seçimi için davetiyelerin doğrudan Kudüs Patriği'ne, Kilikya ve Ahtamar Katolikoslarına teslim edilmiş ya da yollanmış olduğunu zaten ilan etmiştik. Ama bunların her ikisine teker teker davetiye gönderilmiştir. Buna göre Aziz Dinişleri Kurulu tarafından Türkiye'de sadece 47 adet, oy verme hakkı olan piskoposluk bölgesi tanınmış, dolayısıyla da 1866 yılının seçim usulünün varsaydığı 65 piskoposluk bölgesi ve 130 oy yerine sadece 94 oy hakkı verilmiştir. O 65 piskoposluk bölgesinden 45'i doğrudan İstanbul Patrikliği'ne bağlıdır ve onların sayısı ve adları hakkında bilgi vermiş bulunuyoruz. Kudüs Patrikliği'nin piskoposluk bölgeleri 1866 yılının listesinde aşağıdaki gibi sunulmuştur: 1) Kudüs, 2) Yobbe(Yafa), 3) Damaskos(Şam), 4) Veridon(Beyrut), 5) Kıbrıs Adası. Kilikya Katolikosluğu aşağıdaki şekilde 13 piskoposluk bölgesine ayrılmıştır: 1) Sis, 2) Adana, 3) Peria(Halep), 4) Antep, 5) Hacın, 6) Maraş, 7) Zeytun, 8) Antakya ve Belen, 9) Yozgat, 10) Gürün, 11) Divriği, 12) Malatya ve Behesni, 13) Darende. Bunlardan Malatya ve Behesni birleşik piskoposluk bölgeleri olduklarından ayrı olarak hesaba katılmaları gerekir. Bunlar dışında Mancılık, Darson ve Kilis gerçek birer piskoposluk bölgesi oluşturmaktadırlar ve resmi yazılarda da böyle belirtilmiş, kendilerine özel dini önderleri de olmuştur. Bugün bile kendi dini önderleri vardır. Ahtamar Katolikosluğu iki piskoposluk bölgesi olarak belirtilmiştir: 1)Ahtamar, 2) Gargar Ahtamar piskoposluk bölgelerini kesin bir şekilde teyit edemiyoruz, gerçi biliyoruz ki Hayos Sor, Gevaş, Garcgan, Şadah, Hizan, Gesan, Gargar, Mogs ve Deh birbirlerinden ayrı, kendi özel piskoposluk manastırları ve köyleri bulunan, geniş sınırlara sahip piskoposluk bölgeleridir. | |||
| "Arevelk", sayı 34, 1884 | M. | ||
|
|
|||
| 27. Mektuplar | 30 Eylül 1885 | ||
|
Gürün'den yazı işlerimize gönderilmiş olan 30 Eylül tarihli bir mektubun yerel dini önder piskopos Ğevont Şişmanyan'ın vazifesiyle ilgili aşağıdaki kısmını aktarıyor ve Ulusal Yönetim'in özel dikkatini bu konuya çekiyoruz: En başta Sıvas Dini Önderi'ne yılda yirmi lira ödeyemeyen fakir halkın sırtına çeşitli dolambaçlı yollardan 10 liralık hatırı sayılır bir maaş yükledi ve [buna] karşı gelen şahısları siviller kurulu ve temsilciler meclisi üyeliklerinden asi oldukları ve cemaat kanunlarına karşı geldikleri gerekçeleriyle istifa ettirdi. Kendisinin ve kendi siviller kurulunun elinin altında bulunan ve sadece mahalleyle ilgili 900 lira değerindeki alacak senetlerinin hesabını sorduğu için kendi imzasıyla tasdik edilmiş meşru bir mahalle yönetim kurulunu tamamen lağvetti. Bir papaz ve bir rahibi kapı kapı dolaştırarak İstanbul'un Nersesyan Okulu adına kadınlardan değeri 100 lirayı geçen altın ve gümüş eşyalar toplattı ve bu meblağ yerine ulaştı mı bilmiyoruz. Onun bu ve buna benzer başarısız eylemlerine karşı çıkan birkaç şerefli şahsı törenle, isimlerini vererek aforoz etti ve bir gün de kilisenin kutsal sahnından bazılarına fare, bazılarına ise eşek dedi. Dün, pazar günü şehrin bütün kiliselerinin kapatılmasını ve herkesin kendi veda nutkunu dinlemek için Meryem Ana kilisesinde toplanmasını emretti. Ayin bitince, yüz kadar cahil şahıs kilisenin girişinde bağırmaya başladı ve hep beraber Ğevont Piskopos karşıtlarının toplanacağı eve gitmek üzere yola çıktılar. Bugün, pazatesi, ise çan çalınıyor, Ğevont Piskopos taraftarları toplanıyorlar. Piskopos Hazretleri onlara eğer otuz gün içerisinde Patrikhane'den kendi dini önderliğinin onaylandığına dair belgeyi getirirlerse kalacağı sözünü veriyor. Aksi takdirde mutlaka gideceğini belirtiyor... | |||
| "Arevelk", sayı 575, 1885 | |||
|
|
|||
| 28. KİLİKYA KATOLİKOSLUĞU'NA BAĞLI ŞEHİRLER VE NÜFUS -1887- | |||
|
A. Kilikya halkı eskiden beri gözüpek korsanlar olarak tanınır. Gerçekten de serüven dolu seyahatleriyle İtalya sınırlarına kadar korku salmıştır. İsa'dan yarım asır kadar önce Pompeus'un zaferlerinden hemen sonra bile Kilikya Valisi(prokonsül) Çiçeron o baş eğmez dağlılardan şikayet ederdi. Vespasianus döneminde yerel prenslerin ve Augustus döneminde ise 6 serbest şehrin varlığı Kilikya yerlilerinin kalbinde uzun asırlar boyunca parlayan o ruhu göstermektedir. Bununla birlikte Kilikya'nın bilim ve eğitimde de tanındığını hatırlamak gerekir. Darson şehri, İsa'nın yaşadığı dönemde dahi önemli bir pagan felsefe merkezi olarak tanınıyordu ve stoacı filozoflardan Krisippos, şair Arakos ve havari Aziz Paulus Kilikyalı ünlü şahsiyetlerdir. Kilikya'da olup biten tarihi bütün olaylar ve asur, Ermeni, arap, mısır ve Osmanlı işgalleri hakkında konuşmanın çok fazla uzayacağını göz önünde bulundurarak, Kilikya Ermenilerinin bugünkü durumunun kısa bir anlatımına geçiyorum. B. Ulusal ve dini açıdan, Kilikya bugün Ermeni ulusunun büyük bir kısmının yüzyıllardan beri yaşadığı kuzey ve güneydoğu istikametlerinde daha geniş bir alanı kapsamaktadır ve buna göre Sis Katolikosluğu piskoposluk bölgesi gerçek coğrafi Kilikya'dan çok daha geniştir. Daha belirgin bir fikir vermek için Kilikya Katolikosluğu'na bağlı şehirleri nüfuslarıyla ve asıl Kilikya, Küçük Asya ve Suriye'deki bölgelerle birlikte aşağıda belirtiyorum. | |||
| KİLİKYA | |||
| Sis piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 10.000 kişi | ||
| Adana piskoposluk bölgesi(Mersin, Darson, vs.) | 30.000 kişi | ||
| Hacın piskoposluk bölgesi(köyleriyle) | 24.000 kişi | ||
| Ermeni-Dağı piskoposluk bölgesi(Gavur Dağı köyleri) | 12.000 kişi | ||
| Antep Şehri | 13.000 kişi | ||
| Maraş şehri köyleriyle | 13.000 kişi | ||
| Zeytun şehri köyleriyle | 20.000 kişi | ||
| Furnuz şehri köyleriyle | 12.000 kişi | ||
| Toplam | 134.000 kişi | ||
| KÜÇÜK ASYA | |||
| Gürün piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 12.000 kişi | ||
| Darende piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 3.000 kişi | ||
| Divriği piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 10.000 kişi | ||
| Mancılık piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 16.000 kişi | ||
| Malatya piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 14.000 kişi | ||
| Adıyaman piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 6.000 kişi | ||
| Yozgat piskoposluk bölgesi, köyleriyle | 35.000 kişi | ||
| Toplam | 96.000 kişi | ||
| SURİYE | |||
| Halep piskoposluk bölgesi(Kilis şehri, vs.) | 5.000 kişi | ||
| Antakya piskoposluk bölgesi(Beylan, İskenderun) | 7.000 kişi | ||
| Toplam | 12.000 kişi | ||
| Genel Toplam | 239.000 kişi | ||
| Bu sayının üstüne Protestan, Katolik, Anglikan Ermeniler de eklenerek | 21.000 kişi | ||
| Toplam | 260.000 kişi | ||
|
Gerçi bu hesaplamaların kesin doğruluğunu garanti etmek mümkün değil, ama bunları doğruluğu en muhtemel sayılar olarak kabul edebiliriz. |
|||
|
1. sene, Kasım 1887,"Araks", resimli dergi, Kilikya, 1. etnografya kitabı, sayfa 84-85 |
|||
|
|
|||
| AKILLI GARABED | |||
|
İnsanların hayatta rollerini oynayabilecekleri üç yön vardır ve ona göre de gelecek nesiller tarafından muhakeme edilmeye hak kazanırlar: dua veya beddua alarak, veya bir hatıra dahi bırakmayarak, unutularak. Birinci yöndekiler bir milletin bir kısmına ya da geneline herhangi faydalı bir hizmette bulunarak bir ülkenin veya toplumun gelişmesine, zenginleşmesine ve sonuç olarak bir iyileşmeye neden olanlardır. Böyle insanlar gerçekten de tarihin kutsama sayfasında yer almaya layıktırlar. Onlar ki kendi menfaatçilikleri ve kısa bir süre için elde edilen onurlar uğruna zararlı bir rol üstlenirler, bir halkın, bir ülkenin ve bir toplumun yıkımına neden olurlar veya herhangi bir faydalı işe engel olurlar, tarihte onların payına düşen beddua ve küfürdür ve bundan isimleri sonsuza kadar lekelenir. Ama onlar ki ne k | |||